| OZDERIN,M. msn : ozderin@hotmail.com |
3 Ekim 2006 Tarihli ve 26308 Sayılı Resmî Gazete
MEVZUAT
YASAMA BÖLÜMÜ
KANUNLAR
5546 Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
5547 (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ
BAKANLIĞA VEKÂLET ETME İŞLEMİ
— Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN’e, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN’un Vekâlet Etmesine Dair Tezkere
ATAMA KARARLARI
— Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı ile Devlet, Maliye, Bayındırlık ve İskan, Ulaştırma, Tarım ve Köyişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Orman Bakanlıklarına Ait Atama Kararları
TEBLİĞLER
— Tedavi Yardımına İlişkin Uygulama Tebliği (Sıra No: 10)
— Proje ve Kontrollük İşlerinde Uygulanacak Fiyat Artış Oranları Hakkında Tebliğ
YARGI BÖLÜMÜ
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/7, K: 2006/33 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2004/11, K: 2006/44 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/18, K: 2006/45 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
— Anayasa Mahkemesinin E: 2004/35, K: 2006/46 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi ile İlgili)
Laikliğin bekçileri
Türkiye Adalet Akademisi'nin 2006-2007 Eğitim-Öğretim yılı açılışı töreninde, yargının üst düzey temsilcileri bir araya geldi. Adalet Bakanı Çiçek, demokratikleşme sürecinin özünü, yargı reformunun oluşturduğunu kaydetti.
Törene, Çiçek'le birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok ile bazı askeri ve sivil yargı mensupları katıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 'Türkiye'de irticai tehdit vardır ve her türlü önlem alınmalıdır' sözlerinin hemen sonrasında Yargıtay Başkanı Osman Arslan, konuştu.
Arslan hakim ve savcı adaylarına şöyle seslendi: 'Atatürk'ün yaptığı devrimlerin en önemlisi hukuk devrimidir. Türkiye Cumhuriyeti 1926 yılından bu yana, laik hukuk reformlarını uyguluyor. Türk yargısı 80 yıldır laik Batı hukukunu uyguluyor. Sizler, laik Batı hukuku eğitimi alarak yetiştiniz, bunu daha ileriye taşımak göreviniz olmalı. Sizler, Cumhuriyeti korumayı görev bileceksiniz. Sizler gibi bilgili ve Cumhuriyete bağlı gençler olduğu sürece, Cumhuriyet sonsuza kadar yaşayacaktır.'
Yargının, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da laik Cumhuriyeti koruyup kollayacağını vurgulayan Arslan, 'Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu sözleri daha önce söylediğimde, nasıl koruyacağı yönünde sorularla karşılaştım. Yargı laikliği korur. Nasıl mı korur? Laik Cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs edenleri cezalandırarak korur. Yargının gücü hafife alınamaz. Yargı bir devletin olmazsa olmazıdır. Tüm yargı camiası, laik hukuk devletini benimsemiştir' dedi.
ISINMA SORUNU VAR
Adalet Bakanı Cemil Çiçek de devletin ana kaynağının yargı olduğunu belirterek, 'Bir ülke yargısına ne karar inanır, güvenirse, o kadar da devletine inanır. 21'inci yüzyıl, hak ve özgürlükler yüzyılıdır. Ülkemizde ve dünyamızda hak ve özgürlüklerin korunmasında yargı rolü büyüktür. Atatürk'ün, Cumhuriyet projesi, hukuk devrimi ile gerçekleşmiştir' diye konuştu.
Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Dr. Birsen Karakaş ise akademinin sorunlarından bahsederek, 'Bütçemiz 1.6 milyon YTL civarında. 742 bin YTL kira, aylık 15 bin YTL su, 32 bin YTL elektrik. Kalanı, düşünün işte' dedi. Karakaş, ısınma sorunları olduğunu da belirtti.
Kıvanç EL
Mahkeme katiplerini sevindiren program
Türk yazılım şirketi Yöndata Bilgisayar, hukuk sisteminde kullanılan kelimeleri tanıyan bir yazılımda son aşamaya geldi
Yazılım sayesinde mahkemelerdeki konuşmalar anında yazıya çevrilebilecek. Böylece mahkeme salonlarında duruşma notlarını yazıya geçiren katipler rahat nefes alacak.
ODTÜ teknoparkında faaliyet gösteren Yöndata, daha önce de tıp literatüründe yer alan kelimeleri tanıyan bir yazılımı doktorların hizmetine sunmuştu. Yöndata Bilgisayar Ar-Ge Müdürü Çetin Çetintürk yeni yazılım için Adalet Bakanlığı ve TÜBİTAK ile üçlü bir çalışma içinde olduklarını söyledi.
TIBBİ DİKTE İSMİ VERİLDİ
1997 yılında Ankara’da kurulan şirketin, ODTÜ Teknokent’te özellikle yapay zeka ve uygulamalarıyla ilgilendiğini anlatan Çetintürk, yüksek kapasiteli sürekli konuşma tanıma sistemlerine öncelik veren şirketin, altı yıldır süren çalışmalar sonucu ilk ürün olarak “Tıbbi Dikte”yi ortaya çıkardığını dile getirdi. Çetintürk, yakında milyonlarca kelime tanıyabilen, konu sınırlaması olmayan versiyonun da kullanılmaya başlayacağını, böylelikle yazarların, gazetecilerin ve pek çok meslek dalında kişinin yazılım sayesinde işlerinde kolaylık sağlayacağını da anlattı.
‘Hatalı burun’a milyarlık dava
Hemşire Hanım Doğan (32), solunum sıkıntısı nedeniyle Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi Plastik ve Rekonstrüktif Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Ali Gürlek tarafından 6 ayda 3 kez ameliyat edildi...
Bu operasyonların ikincisinde buruna konulması için kıkırdak gerekince, Gürlek, hemşirenin sol göğüs altından aldığı kıkırdağı buruna yerleştirdi. Ancak kıkırdak yetersiz gelince Gürlek bu kez sağ göğüs altından kıkırdak aldı, fazla gelen kıkırdak dokusunu ise Doğan’ın kulak arkasına depoladı. Ancak sağlığına kavuşamayan üstelik görüntüsü bozulan genç hemşire, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nden ameliyatının hatalı yapıldığına ilişkin rapor aldı ve Dr. Gürlek aleyhine Malatya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 30 bin YTL’lik tazminat davası açtı.
Yargıtay Başkanı: Saldıranları cezalandırarak laikliği koruruz
Yargıtay Başkanı Osman Arslan, yargının bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da laik cumhuriyeti koruyup kollayacağını belirterek, ''Yargı laikliği, laik cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs edenleri cezalandırarak korur'' dedi.
Dürüst, namuslu olun
Arslan, Türkiye Adalet Akademisi'nin yeni eğitim yılı açılış töreninde hakim ve savcı adaylarına seslendi. Hukuk biliminin hiç bir zaman tam olarak öğrenilemeyeceğini belirten Arslan, 40 yılı aşkın hukuk hayatında kendisinin de hala yeni şeyler öğrendiğini söyledi. Arslan, bir hukukçunun, dürüst ve namuslu olmasının zorunluluk olduğunu, ancak bunun yetmeyeceğini, iyi bir hakimin aynı zamanda bilgili, birikimli, kendisine güvenen, onurlu ve vakarlı olması gerektiğini kaydetti. Yargının, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da laik cumhuriyeti koruyup kollayacağını vurgulayan Arslan, ''Bundan kimsenin şüphesi olmasın'' diye konuştu. Arslan, bu sözleri daha önce söylediğinde, nasıl koruyacağı yönünde sorularla karşılaştığını belirterek, ''Yargı laikliği korur. Nasıl mı korur? Laik cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs edenleri cezalandırarak korur'' dedi.
24 yıllık Dev-Yol davasında karar
Ankara 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi, yasa dışı Dev-Yol örgütü davasında 20 sanığı müebbet, 2 sanığı 16 yıl 8'er ay hapis cezasına çarptırdı. Dava, 18 ekim 1982 tarihinde 574 sanıkla başlamıştı.
Davanın bugünkü duruşmasına, sanık Turhan Yalçın Bürkev ile bazı sanıkların avukatları katıldı.
Karar
Mahkeme heyeti, eski Türk Ceza Kanunu'nu sanıkların lehine değerlendirdi ve ''anayasal düzeni cebren bozmaya teşebbüs'' suçunun tanımlandığı 146/1'inci maddesinden hüküm kurdu.
Mahkeme, olay tarihinde yaşları 18'in altında olan Veli Yıldırım ile Hüseyin Arslan'ı 16 yıl 8'er ay hapis cezasına çarptırdı.
Cahit Akçam, Halil Yasin Ketenoğlu, Bünyamin İnan, Murat Parlakay, Turhan Yalçın Bürkev, Erdoğan Genç, Nuri Özdemir, Osman Nuri Ramazanoğlu, Hıdır Adıyaman, Nurettin Aytun, Emin Koçer, Hasan Ertürk, Yaşar Kambur, Atalay Dede, Mehmet Akın Dirik, Melih Bekdemir, Celal Mut, Hilmi İzmirli, Mehmet Hassoy ve Yusuf Yıldırım eski TCK'nın 146/1'inci maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.
Sanıklar hakkında eski TCK'nın takdiri indirim maddesini uygulayan mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını, müebbet hapis cezasına indirdi.
Mahkeme, sanıkların daha önce tutuklu kaldıkları süreyi göz önüne alarak, tutuklanmalarına yer olmadığına karar verdi.
Duruşmadan notlar
Esas hakkındaki savunmaları sorulan sanık avukatlarından bazıları, ''dosyanın kapsamlı olması ve savunmada kullanacakları belgelerin kayıp olmasını'' gerekçe göstererek, savunmalarını hazırlayamadıklarını söyledi.
Sanık avukatlarından Ömer Kavili, dosyaların eksiksiz olarak inceleme şansına sahip olmadıklarını ifade ederek, bu şartlarda savunma yapamayacaklarını belirtti.
Kavili, 1996 yılında 740 klasör olan dava dosyasının, ilk karardan sonra Yargıtay'a 465 klasör olarak gönderildiğini, bugün 280 klasörün kayıp olduğunu belirtti.
Savunmalarını hazırlamak için delillere ulaşmaları gerektiğini anlatan Kavili, eksik belgeler bulunduktan sonra savunma yapacaklarını ifade etti.
Sanık Yalçın Bürkev'in avukatı Gevriye Atlı Akın da, Ankara Barosu Ceza Muhakemesi Merkezi tarafından yeni görevlendirildiğini, klasörlerde yaptıkları inceleme sonucunda müvekkiliyle ilgili hiçbir belgeye ulaşamadığını söyledi ve esas hakkındaki savunmasını hazırlamak için süre istedi.
Diğer sanık avukatları ise önceki savunmaları doğrultusunda beraat kararı verilmesini istedi. Mahkeme heyeti, davanın geldiği aşama ve sanık avukatlarına savunma için daha önce de süre verildiği gerekçesiyle ek süre taleplerini reddetti.
Sanık avukatı: ''Avukatız, müneccim değil"
Bunun üzerine tekrar söz alan avukat Kavili, görmedikleri belgelerle ilgili savunma yapmaya kendilerini yetkili bulmadıklarını dile getirdi. Kavili, ''biz avukatız. Müneccim değiliz. Bu koşullarda savunma yapacak olursam, müvekkilime ihanet etmiş olurum'' dedi.
Avukat Gevriye Atlı Akın da Ceza Muhakemesi avukatı olması nedeniyle müvekkiline karşı sorumluluğu olduğunu ifade ederek, savunma yapmayacağını bildirdi.
Bunun üzerine son sözleri sorulan avukatlardan Kavili, mahkeme heyetinin hukukun dışına çıktığını ileri sürerek, ''kişisel ahlakım ve meslek onurum adına böyle bir duruşmada yer alamam'' dedi ve salonu terk etti.
Dava süreci
Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde, 574 sanıkla 18 ekim 1982 tarihinde başlayan ana Dev-Yol davasında, birleştirilen dosyalarla sanık sayısı 723'e çıkmıştı.
Sıkıyönetim Mahkemesi, 17 temmuz 1989'da, 7 kişi hakkında idam, 39 kişi hakkında ömür boyu, 346 kişi hakkında 2 ile 20 yıl arasında değişen ağır hapis cezaları vermişti.
Kararın bozulması ve sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırılmasının ardından Ankara 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden ikinci yargılamada, idam cezası istemiyle yargılanan 22 sanıktan 2'si idam, 20'si müebbet hapis cezasına mahkum olmuştu.
Yargıtay 11'inci Ceza Dairesi, 28 mayıs 2004'te, müebbet hapis cezasına çarptırılan 20 sanık hakkında verilen kararı bozmuştu.
Bozma gerekçesinde, kararın kaldırılan idam cezası yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası üzerine kurulması gerektiği belirtilmişti.
Erdoğan 2 ayrı tazminat kazandı...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski milletvekili Kamer Genç'ten 2 bin, Evrensel gazetesinden 4 bin YTL manevi tazminat kazandı.
AA-Erdoğan'ın, bir televizyon kanalındaki programda söylediği sözlerle ilgili olarak Genç'e açtığı davanın görüldüğü Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesindeki duruşmaya Genç ve avukatıyla Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin katıldılar.
Genç, Başbakan Erdoğan aleyhine herhangi bir söz söylemediğini ve eleştiri sınırları içinde konuştuğunu savundu. Genç, davanın reddine karar verilmesini istedi.
Erdoğan'ın avukatı Şahin ise müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu öne sürerek, davanın kabul edilmesini talep etti.
Yargıç Beyhan Azman, Genç'in, program tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi de eklenerek, 2 bin YTL manevi tazminat ödemesine karar verdi.
Erdoğan'ın Evrensel Gazetesi aleyhine açtığı davanın görüldüğü 15. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davaya tarafların avukatları katıldılar.
Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin, Yücel Sarpdere'nin 3 Mart 2006 tarihli köşe yazısında kullandığı ifadelerin Erdoğan'ın manevi şahsiyetine yönelik olduğunu savundu ve davanın kabulünü istedi.
Evrensel Gazetesi ve Sarpdere'nin avukatı İlke Işık Sağdıç ise toplanan bilgi ve belgelere göre davanın reddine karar verilmesini talep etti.
Yargıç Mehmet Cengiz Çifçi, davayı kısmen kabul ederek, Evrensel Gazetesi ve Sarpdere'nin, yazı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi de eklenerek 4 bin YTL manevi tazminat ödemesine karar verdi.
MAHKEME ADABANK'IN SATISINI DURDURDU.
-Sisli 3. Icra Mahkemesi, Adabank'in satisinin iptali için Kemal Uzan'in açtigi ve Cem Uzan'in müdahil oldugu davada görevsizlik karari verdi.
-Ancak mahkeme, 'ileride telafisi imkansiz zararlarin olusmasi ihtimali olabilecegi' gerekçesiyle Adabank, hisselerinin üçüncü kisilere devir ve tescilini dava sonuna kadar tedbiren durdurdu.
ISTANBUL (ANKA)- Sisli 3. Icra Mahkemesi, Adabank'in satisinin iptali için ve Kemal Uzan'in açtigi ve Cem Uzan'in müdahil oldugu davada görevsizlik karari verirken, hisselerin devir ve tesciline de ihtiyati tedbir koydu.
Cem ve Kemal Uzan'in TMSF aleyhine Sisli 3. Icra Mahkemesi'nde açtigi davada bugün karar çikti. TMSF avukatinin mahkemenin görevsiz oldugu görüsüne katilan Sisli 3.Icra Mahkemesi yargici Aydin Ipek, davanin idari yargida görülmesi gerektigi sonucuna vardi.
UZANLAR SEVINDI
TMSF avukatinin tedbir talebinin kamu alacaginin önlenmesini amaçladigini öne sürerek, 'Bu tür davalarin hiçbirinde tedbir karari verilmemistir' savunmasina karsin mahkemeden tedbir karari çikti. Yargiç Aydin Ipek, Uzanlar'in ihtiyati tedbir talebini kabul ederek, Adabank hisselerinin üçüncü kisiler adina tescil ve devrini dava sonuna kadar durdurdu. Mahkeme karari uyarinca TMSF 10 gün içinde temyize giderek bu karari Yargitay denetiminden geçirebilecek.
Adabank, TMSF'nin 3 Temmuz'da yaptigi ihalede 45 milyon YTL bedelle, Kuveytli The International Investor'a satilmisti. (ANKA)
(MAN/ÖND)
3.10.2006 - 14:36
Osman Baydemir hakim karşısında
Osman Baydemir, Diyarbakır'da yaptığı konuşma sebebiyle yargılanıyor
Diyarbakır'daki olaylar sırasında yaptığı konuşma nedeniyle hakkında dava açılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in yargılamasına başlandı. 'Terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek'le suçlanan Baydemir hakkında 10 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada tutuksuz sanık Osman Baydemir ve avukatları hazır bulundu.
Duruşmada savunma yapan Baydemir, valiliğin talebi üzerine göstericileri sakinleştirmek için yaptığı konuşmadan 'cımbızla laf alınıp iddianame hazırlandığını' ileri sürdü.
Baydemir, kente gelen müfettişlerin de kendisi ile görüşme yapmadıklarını söyledi. Avukatları Osman Baydemir'in beraatini istedi.
Duruşma Baydemir'in konuşması sırasında yanında bulunduğu söylenen Vali Yardımcısı'yla yüzleştirilmesi ve konuşmaya ilişkin CD'lerin çözümün yaptırılması istemiyle erteledi.
İddianamede, Diyarbakır'daki olaylar esnasında 'terör örgütünü övücü açıklamalarda bulunarak örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği' gerekçesiyle Baydemir hakkında TCK'nın 314/2 maddesi gereği 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Olaylar 28 martta başladı
Güneydoğu'da son dönemde başlayan gerginlik, Bingöl'de öldürülen 14 PKK'lıdan 4'ünün cenazelerinin Diyarbakır'da toprağa verilmesi sırasında başlamıştı.
28 marttaki cenaze töreninde başlayan olaylar PKK gösterisine dönüşmüştü. Göstericiler, kamu binaları ve işyerlerinin camlarını kırmıştı.
Osman Baydemir, 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar sırasında göstericilere öldürülen PKK'lılar için "acımız 14 oldu" demişti.
Sezer’e açılan ‘inanç davası’ AİHM’e gidiyor
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Meclis yasama yılı açış töreninde yaptığı konuşma büyük ses getirdi
Sezer’in özellikle “Bireyin inanç ve ibadet yaşamına kamu düzenini korumak amacıyla sınırlamalar konulabileceği” sözleri tartışma yarattı. Sezer “sınırlama” sözünü ilk kez söylemiyordu. Bundan tam 6 ay önce, benzer bir konuşmayı Harp Akadameleri’nde verdiği konferansta yapmıştı. Sezer burada, “Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez; bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir, dinin kötüye kullanılması ve sömürülmesi yasaklanabilir” demişti. Sezer’e ilk ve tek hukuki tepkiyi de bir meslektaşı gösterdi ve 10 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Samsun eski Belediye Başkanlarından, avukat Kemal Vehbi Gül, Sezer aleyhine açtığı dava dilekçesinde “Din, vicdan ve ibadet hürriyetime ve kişilik haklarıma alenen saldırarak ağır şekilde korkuya düşmeme, üzüntüye gark olmama ve Devlet’e olan güvenimin sarsılmasına yol açmıştır” dedi. Ancak, Samsun Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı davayı ilk celsede kaybetti. Mahkeme davanın reddine karar verdi. Ancak Gül, davayla ilgili temyiz başvurusunda bulunmaya hazırlanıyor. Yargıtay’ın da davayı reddetmesi halinde, AİHM’ye gideceğini anlatan Gül, Samsun Belediye Başkanı olduğu dönemde, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e “hakaret ettiği” gerekçesiyle de yargılanıp beraat etmişti.
YARGIDAN SEZER’E 2 DESTEK
Laiklik yüzlerce kez tanımlandı
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç ise “Anayasa Mahkemesi kararlarında laikliğin yüzlerce tanımı yapılmıştır. Herkes işine gelen tanımı alıp kullanmak istemektedir. Sorun buradan çıkıyor. 301. madde örneğinde olduğu gibi sorun uygulamadadır” dedi.
Adalet Bakanı HSYK’dan çıksın
HSYK Başkanvekili Celal Altunkaynak, “Adalet Bakanı ve müsteşar sadece Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminde Kurul toplantısına katılıyor. Hatta kamuoyunun yakından ilgilendiği karara bile bakan katılmadı. Bütün siyasi partiler bakan ve müsteşarın kurulda bulunmasından rahatsız” dedi.
Rahip Santaro cinayeti duruşmasında yine sonuç çıkmadı
TRABZON - Trabzon'da 5 Şubat 2006 tarihinde Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro'yu öldürdüğü iddiasıyla tutuklu bulunan sanık 9. kez hakim karşısına çıktı.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada "Tasarlayarak adam öldürmek, ruhsatsız silah bulundurmak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak" suçlarından yargılanan cinayet zanlısı O.A.'nın avukatı Mahya Usta, mazeret dilekçesi vererek duruşmaya katılmadı. Duruşmaya O.A.'nın babası Hikmet A. alınırken, dava duruşması 10 Ekim 2006 tarihine ertelendi.
Alevi davası başlıyor
BELMA AKÇURA Strasbourg
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alevi bir ailenin, çocuklarının din dersine girme zorunluluğunun kaldırılmasıyla ilgili başvurusunu bugün esastan görecek. Davadan umutlu olan Aleviler arasındaki genel kanı, `Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi` dersinin zorunlu niteliği ve sadece bir inancın eğitimini temel almasının, AİHM`in kararında etkili olacağı yönünde. Türk hükümeti de kalabalık bir heyetle Strasbourg`a geldi. Bugün tarafların dinleneceği duruşmada Türk heyetinin, Alevilerle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı`na bağlı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü`nün yaptığı bir anketi delil olarak sunacağı öğrenildi
Saadet Partisi hakkında suç duyurusu
Anayasa Mahkemesi, Saadet Partisi’nin 2003 yılı hesaplarında, Genel Başkan Recai Kutan adına düzenlenen gazete faturasının, usulsüz olarak parti genel merkez gideri olarak gösterildiğini saptadı.
NTV
ANKARA - Anayasa Mahkemesi, Saadet Partisi yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Siyasi partilerin tüm giderlerinin parti tüzel kişiliği adına yapılması gerektiğine dikkat çeken mahkeme, buna karşın Recai Kutan adına düzenlenen 94 bin 400 YTL’lik gazete faturasının parti genel merkez gideri olarak gösterildiğini belirtti.
Saadet Partisi’nin, Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olarak toplam 33 bin 714 YTL tutarında bağış geliri elde ettiğini de vurgulayan mahkeme, bu gelirin yasada öngörülen bağış sınırlarını aştığını saptadı.
Yüksek Mahkeme, bağışları yapan parti yöneticileri ile parti sorumluları hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
AİHM'den Türkiye'ye Başkaya mahkumiyeti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yazar Fikret Başkaya’nın adil bir biçimde yargılanmadığı ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Türkiye’nin toplam 8 bin euro (15 bin YTL) ödemesini hükmetti.
Ayrılıkçı propaganda yaptığı gerekçesiyle bir yıl hapis cezasına çarptırılan yazar Fikret Başkaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye’yi mahkum ettirdi. Türkiye, Başkaya’ya tazminat ve mahkeme masrafları olarak toplam 8 bin euro (15 bin YTL) ödeyecek.
AİHM, 1999 yılında Özgür Bakış gazetesinde yayınlandığı makalede ayrılıkçı propaganda yaptığı savı ile bir yıl hapis cezasına çarpıtırılan Fikret Başkaya’nın 2001 yılında yaptığı başvuru üzerine açılan davayı sonuçlandırdı.
Oy birliği ile Başkaya’nın adil bir biçimde yargılanmadığı kararını veren AİMH, Başkaya’nın ifade özgürlüğü hakkının da ihlal edildiği kanısına vardı. Mahkeme kararında, Başkaya’nın Türk devletinin politikalarının olumsuz bir tablosunu çizmekle birlikte şiddet, silahlı direniş veya bir ayaklamayı teşvik etmediğini belirtti.
Bunun üzerine Mahkeme, Türkiye’yi Başkaya’ya manevi tazminat olarak 7 bin, mahkeme masrafları olarak da bin euro olmak üzere, toplam 8 bin euroyu ödemeye mahkum etti.
Erol Aksoy reddi hakim istedi
İktisat Bankası'nın içini boşaltmakla suçlanan ve gerçeğe aykırı muhasebeleştirmeden yargılanan Erol Aksoy, "Reddi hakim" talebinde bulundu.
Aksoy'un avukatları, batık banka davaları için kurulan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Mustafa Akın'ın geçmiş dönemlerde yazdığı bir kitabı gerekçe göstererek, "tarafsız olamayacağını" iddia etti. Mahkeme, süresinde yapılmayan talebi davayı uzatmaya yönelik olduğunu ileri sürerek reddetti. Hakim kararın kesinleşmesi için talebi bir üst mahkemeye yolladı.
İstanbul Adliyesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanıklardan Erol Aksoy, Halil Nurhan Sönmezler ve Sevil Yalçınkaya katıldı. Aksoy vekili Turgut Kazan, 21 Eylül 2006'daki reddi hakim taleplerinin çözümlenmeden yargıçların davaya başlayamayacaklarını belirten bir dilekçe sundu. Savcı, yargılama heyetinin tarafsızlığına şüphe düşürdüğü öne sürülen mahkeme başkanı tarafından yazılan "Altın Makas RTÜK" adlı eserin basım tarihi, ayrıca başka bir dava sebebiyle yazılı ve görsel basında kitabın birçok kere dile getirilmiş olması ve henüz yargılanmaya başlanmamış olması nedeniyle şüphelerin oluşmadığını iddia etti.
Mahkeme, mahkeme başkanı yıllık izindeyken yapılan yargıçların tarafsız davranmadığı yolundaki reddi hakim talebinin hukuki ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu belirterek reddetti. Talebin süresinde yapılmadığı belirtilen kararda, "Bilirkişilerle ilgili ileri sürülen hakimin reddine konu olayların tamamı bu tarihten önceyi kapsadığı gibi mahkeme başkanı Akın tarafından yazılan ve 2002 yılında yayınlanan 'Altın Makas-RTÜK' adlı eserle ilgili olarak ileri sürülen somut olayların 7 günlük süre içinde gerçekleşmediği ortadadır" denildi. Hakim reddi olarak öne sürülen iddiaların yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu vurgulayan mahkeme heyeti, eserin 2001 yılında başkan Akın tarafından İstanbul Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrencisi olduğu sırada bitirme tezinin 2002 yılında teşviklerle kitap haline getirdiğini belirtti. Eserin medya gruplarının sahiplerine değinen ciddi bir araştırma olduğu ifade edilen kararda, kitapta Aksoy ilgili en ufak bir eleştiri bulunmadığı belirtildi. Red kararı, incelenmesi için İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.
Etibank davasında aynı gerekçe gösterilmiş, üst mahkemece "reddi hakim" talebi kabul edilmişti. Asıl failler Dinç ve oğlu Önay Bilgin'in dosyaları 23 sanıklı ana davadan ayrılmıştı.
(İHA)
Biseksüel sözüne dava
ÖZCAN Deniz, canlı yayında kendisi için 'Biseksüel' diyen eski sevgilisi Şebnem Schaefer'a 100 bin YTL'lik tazminat davası açtı. Mahkemeyi kazanırsa parayı 'Kardelenler' projesine bağışlayacak.
***
Özcan'ın onur davası
Özcan Deniz, hakkında 'biseksüel' açıklaması yapan Şebnem Schaefer'e onuru için dava açtı.
Kazanırsa bağış yapacak
Manken Şebnem Schaefer canlı yayında "biseksüel" dediği Özcan Deniz tarafından mahkemeye verildi. Avukatları tarafından 13 sayfalık bir dava metni hazırlatan Deniz, 100 bin YTL'lik davayı kazanırsa "Kardelenler" projesine bağışlıyacak. Ünlü şarkıcının avukatı aracılığıyla verdiği 13 sayfalık iddia metninde; Şebnem Schaefer ve annesi Lale Hanım'ın alenen hakaret, iftira, özel hayatın gizliliği ilkesini ihlal ettiği belirtiliyor.
Böyle eğilimi yok
Metinde, Özcan Deniz'in isnad edilen şekilde bir eğilimi olmadığı da belirtiliyor. Sanatçı eğer davayı kazanırsa alacağı tazminatı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin "Kardelenler" adı altında başlattığı "Kızlarımızı Okulatım" projesine bağışlayacak. Çünkü Deniz'e göre bu dava, bir para davası olmaktan çok 'Onur Davası.'
Türkiye, tarımda bir devrim yasasıyla karşı karşıya...
'Kamuoyu, tohumculuğu devlet tekelinden çıkartan yasayı gözden kaçırmamalı'...
Meclis bu hafta genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) üretimini ve ticaretini serbest hale getiren yasayı görüşmeye başlayacak. Ziraatçılar, 'ulusal biyogüvenlik yasası' çıkarılmadan böyle bir yola girilmesini doğru bulmuyor
Ziraat Mühendisleri Odası'nın (ZMO) başını çektiği bir grup sivil toplum örgütü tasarının bu haliyle yasalaşması halinde Avrupa'nın tümüne eşit bitki çeşitliliğine sahip Anadolu'ya has bitkilerin kaybolacağını, telafisi imkânsız bir yola girileceğini, genetiği değiştirilmiş tohum üretim ve ticaretine izin verilmeden önce Ulusal Biyogüvenlik Yasası'nın çıkarılması gerektiğini savunuyor.
ZMO Başkanı Gökhan Günaydın, bu yasayla, Anadoluya has birçok meyve, sebze ve bitkinin yok olacağını, çiftçilerin ihtiyacı olan tohumu, Anadolu'ya özgü bitkilerin genetiğinde küçük değişiklikler yaparak patentini alan şirketlerden satın almak zorunda kalacağını ifade etti.
Tarım Bakanı Mehdi Eker ise, 'tohumculuk kanunu tasarısı' daha önce yasalaşmış olsaydı Türkiye'nin bugün tarımda net ithalatçı konumunda olmayacağını belirterek, tasarıyı savundu.
AB'ye uyum paketindeki dokuz yasal düzenleme içerisinde yer alan 'tohumculuk kanunu tasarısı' TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeyi beklerken, 'GDO'ya (genetiği değiştirilmiş organizma) hayır platformu' adı altında toplanan sivil toplum örgütleri de yasanın getirdiği sakıncaları kamuoyuna anlatmaya çalışıyor. Tasarıdaki "çeşit" tanımı, eleştirilerin odağını oluşturuyor. Söz konusu maddede tarımsal çeşit, '... geleneksel ve/veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı' olarak tanımlanıyor. Tarım Bakanlığı tarafından kayıt altına alınan bitki çeşitlerinin üretimi, bakanlığın sertifika verdiği üreticiler tarafından yapılabilecek. Böyle kayıt altına alınmış tohumluklar yurtiçinde serbest satılabilecek. Tohumlukların ithalatı ve ihracatı ise Bakanlığın iznine tabi olacak. Genetiği değiştirilmiş tohumlarla, tarımsal üretimde verimliliğin artırılması amaçlanıyor. Tasarının 15. maddesi ise bakanlığın tohumluk üretimi, sertifikasyonu, ticareti ve piyasanın denetimine ilişkin yetkilerinin tamamını veya bir kısmını özel hukuk tüzelkişileri ve üniversitelerin yanı sıra Tarım Birlikleri'ne devredebileceğini düzenliyor.
ZMO Başkanı Gökhan Günaydın, 'tohumculuk kanunu tasarısı'nın AB'ye uyumla ilişkilendirilmesine karşı çıkarak, bu yasanın uyumla hiçbir ilgisi olmadığını savundu. Günaydın, dünyada genetiği değiştirilmiş tohum üretim ve ticaretinin ancak, ulusal biyogüvenlik yasaları çıkarıldıktan sonra serbest hale getirildiğini belirtti.
Günaydın, genetiği değiştirilmiş bazı ürünlerin insan sağlığını olumsuz etkilediğini, bazı ürünlerin gelecek nesiller üzerinde nasıl bir kalıtsal etki bırakacağının bilinmediğini vurgulayarak, ulusal biyogüvenlik yasası çıkarılırsa genetiği insan sağlığına zararlı olan ya da zararlı olabileceği öngörülen tohumların üretim ve ticaretinin engellenebileceğini belirtti. Günaydın, ulusal biyogüvenlik yasası çıkarılmadan genetiği değiştirilmiş tohum üretimi ve ticaretine izin verilmesiyle, Anadolu'da telafisi imkânsız bir yola girileceğini savundu. Günaydın, "Çiftçiler ihtiyaçları olan tohumu, Anadolu'ya özgü bitkilerin genetiğinde küçük değişiklikler yaparak patentini alan şirketlerden her yıl bir önceki yıldan daha pahalı bir fiyata satın almak zorunda kalacak" dedi.
İran Amerikalıların parmak izini alıyor
İran parlamentosunun İran'a gelmek isteyen bütün ABD vatandaşlarının sayısal parmak izlerinin alınmasını zorunlu hale getirmeyi tartışacağı bildirildi.
Parlamento üyesi Kazım Celali, devlet radyosunda yapılan bir tartışma programında, yasa tasarısı ile ilgili olarak "İran'a girdiklerinde bütün ABD vatandaşları kontrol edilsin ve sayısal parmak izleri alınsın. ABD, sporcuların, siyasi yetkililerin ve diğer İranlılar'ın sayısal parmak izlerini alıyor. Bazen saldırgan bir şekilde bu işlemi yapıyorlar. Bu yasa tasarısı buna bir cevaptır" dedi. Bugünü kadar, İran'a gelen Amerikalılar'dan sadece gazetecilerin sayısal parmak izleri, Tahran'a geldiklerinde alınıyordu.
Baykal'ın seçim şartları
Seçim Yasası'nı değiştirmek için 20 gün kaldığını söyleyen CHP lideri, seçilme yaşının 25'e düşürülmesi ve dokunulmazlıkların kaldırılması şartıyla "evet" diyor.
CHP lideri Deniz Baykal, seçim yasalarında değişiklik yapmak için 20 gün kaldığını belirterek, 20 günde bu değişikliklerin TBMM'den geçmesine şartlı olarak destek verebileceklerini bildirdi. Kurmaylarıyla konuyu değerlendiren Baykal, seçimin gelecek yıl 21 Ekim'de yapılacağını, Anayasa'ya göre seçime 1 yıl kala yapılan yasa değişikliklerinin uygulanamadığını hatırlatarak şunları söyledi: "Seçim, gelecek sene büyük olasılıkla 21 Ekim'de yapılacak. Anayasa'ya göre, seçim kanunlarında yapılan değişiklikler seçime bir yıl kala uygulanamıyor. Bu nedenle önümüzdeki 20 gün içinde hem seçim kanununu, hem de seçme seçilme yaşının 25'e düşürülmesine ilişkin Anayasa maddesinin değiştirilmesi gerekiyor. Bu değişikliklerin 20 gün içinde yapılmasının pratikliği yoktur. Eğer Anayasa değişikliği yapılarak '1 yıl kala' ifadesi değiştirilmek istenirse, buna destek vermeyiz. Belki bizim desteğimizi almak için Anayasa değişiklik paketine dokunulmazlıkların kaldırılmasını koyabilirler. Ancak biz yine de buna karşı çıkarız. 'Dokunulmazlıkları ve 25 yaşı ayrı getirin' deriz. 25 yaş konusunda yapılacak bir düzenlemenin, 'siyasi partiler yasasındaki hükmün ilga olması' nedeniyle her halükarda uygulanacağı konusu ise tartışmalıdır. Buna ancak YSK karar verebilir. Anlaşılan o ki, önümüzdeki seçim bugünkü geçerli mevzuatla yapılacak."
Kara çarşaf, irtica belgesi mi?
Yazar Nazlı Ilıcak, bu fotoğrafı "kara çarşafı, devrim yasalarına aykırı ve irtica belgesi gibi gösterenler, belki bu fotoğrafa bakıp utanırlar" şeklinde yorumladı...
Nazlı Ilıcak'ın köşe yazısından bir kesit
"Onbaşı Halil İbrahim Aslan, Hakkâri Yüksekova'da teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu şehit oldu. Anne Nazife Aslan, oğlunun naaşının konulduğu top arabasına tutunarak yürüdü. Böyle bir yasak olmamasına rağmen, kara çarşafı, devrim yasalarına aykırı ve irtica belgesi gibi gösterenler, belki bu fotoğrafa bakıp utanırlar."
(Takvim)
REHN: 'BIR TREN KAZASI YASANMAMASI IÇIN GELDIM'.
-Avrupa Birligi'nin Genislemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye ile AB arasinda bir tren kazasi yasanmamasi ve 3 Ekim'in baska yildönümlerinin de kutlanabilmesi için Türkiye'ye geldigini söyledi.
-Rehn, Basbakan Erdogan ve Disisleri Bakani Gül ile de bu konuyu ele alacaklarini belirtti.
ANKARA(ANKA)-Avrupa Birligi'nin Genislemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye ile AB arasinda bir tren kazasi yasanmamasi ve 3 Ekim'in baska yildönümlerinin de kutlanabilmesi için Türkiye'ye geldigini söyledi. Rehn, Basbakan Erdogan ve Disisleri Bakani Gül ile de bu konuyu ele alacaklarini belirtti.
Türk-Is tarafindan düzenlenen 'AB Müzakere Sürecinde Avrupa Sosyal Modeli ve Sendikal Haklar' baslikli sempozyumuna katilan Rehn, Türkiye'ye gelisinin üç amaci oldugunu söyledi. Ilk olarak Türk-Is toplantisina katilmak istedigini belirten Rehn, ikinci olarak da bugünün, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birligi arasinda tam üyelik müzakerelerine baslanmasinin birinci yildönümü oldugunu hatirlatti.
Rehn, Türkiye'ye gelisinin son sebebinin ise, bu yildönümünün, Türkiye ile Avrupa Birligi arasinda kutlanan son yildönümü olmasini engellemek oldugunu kaydetti. Türkiye ile AB arasinda bir tren kazasi olmasini engellemek istediklerini belirten Rehn, bu tren hattinda iki yol oldugunu ve Basbakan Recep Tayyip Erdogan ve Disisleri Bakani Abdullah Gül ile görüsmelerinde dogru raylari bulmak için gayret sarf edeceklerini söyledi.
Türkiye'nin Ankara Protokolünün yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektigini kaydeden Olli Rehn, Finlandiya'nin Kibris ve Türkiye ile ilgili önerisini de destekledigini sözlerine ekledi. Ancak Rehn, bu öneri hakkinda bilgi vermesinin istenmesi üzerine, teklifin halen ilgili taraflarin önünde oldugunu hatirlatti.
Finlandiya'nin önerisi ile ilgili ayrintilarin henüz basina sizdirilmadigini kaydeden Rehn, 'Taraflar eger öneriye karsi çikmak isteseydi, teklifi geldigi gün basina sizdirirdi' diyerek, önerinin sizdirilmamasini 'teklif degerlendiriliyor' seklinde yorumladi.
Öte yandan 301'inci madde ile ilgili olarak Türkiye'nin ifade özgürlügüne saygi duymasi gerektigini söyleyen Rehn'in, gazetecilerin Fransa'da 12 Ekim'de görüsülecek olan Ermeni Soykirimi iddialarinin inkarini suç sayan yasa tasarisinin bir çifte standart olup olmadiginin sorulmasi üzerine Fransa'yi elestirmekten kaçinmasi dikkat çekti.(ANKA)
Cemaat vakıflarına mal iadesine sınırlama
Cemaat vakıflarının Hazine’ye ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmiş gayri-menkullerinin geri verilmesine yönelik düzenlemeye sınırlama getirildi.
Vakıflar Yasa Tasarısı TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerinin ardından kabul edildi. Yapılan değişiklikle cemaat vakıflarına geri verilecek gayri-menkullere, ‘1936 beyannamesinde kayıtlı olup halen cemaat vakıflarının tasarrufunda bulunma’ şartı getirildi. Bu şartın getirilmesiyle çok sayıda gayrimenkulün cemaat vakıflarının eline geçmesi tehlikesi ortadan kaldırıldı. Tasarının 12. maddesine yapılan eklemeyle kurucularının çoğunluğunu yabancıların oluşturduğu vakıfların gayri-menkul edinmelerine de sınırlama getirildi. Toplantıya katılan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Vakıflar Yasa Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında cemaat vakıflarının Türkiye aleyhine AİHM’ye yaptıkları başvurularda artış yaşandığını söyledi. Tasarının görüşmeleri öncesinde sadece iki vakfın iki gayrimenkul için davası bulunduğunu söyleyen yetkililer, “Görüşmeler devam ederken iki ayrı vakıf toplam 27 gayrimenkul için Türkiye aleyhine AİHM’ye başvuruda bulundu.” dedi. Fatih Atik, Ankara
Mehmet Ali Şahin, Fatih Çarşamba�daki gibi cüppeli ve sarıklı dolaşanları vatandaşlar UYARSIN istiyor
Şahin'in açıklaması: Kılık kıyafet yasasına göre sadece o cüppeyi ve sarığı kimlerin giyeceği yasada belirlenmiş. Dışarıda o kıyafetle dolaşılmaz, dolaşılmaması lazım. Dolaşan varsa tabii ki gerekli işlemlerin yapılması lazım. Göz yumulursa en azından görevi ihmal etmiş olur
Ama benim zaman zaman Fatih�e gittiğimde, geçenlerde Fevzipaşa Caddesi�nde dolaşmıştım yürüyerek ki Fatih�e Çarşamba�ya çok yakındır. Oralarda bu şekilde dolaşan kimse görmedim. Belki benim gözüme çarpmadı. Kaldı ki insanlarımız bu konuda uyarıldığı takdirde buna uyarlar. Uyarılmaları lazım, �Bu kılıkta dolaşamazsınız� diye söylenmesi gerekir. Tabii hakkında işlem yapılabilir, bunlar da rahatsızlık meydana getiriyor ben farkındayım. Eğer sadece buysa yani birtakım insanlar bu ülkedeki kılık kıyafet yasalarına uygun davranmıyorlarsa ve tehdit sadece bundan ibaretse bunu halletmek mümkündür. Asıl tehlike laik cumhuriyeti yıkacak nitelikte bir örgütlenme var mı ve böyle bir örgütlenme var da hükümet buna seyirci kalıyorsa bunu doğrusu bilmek isteriz. Devletin din devleti olmasını sağlamak için hareket edenler varsa tabii ki bu bir tehdittir. Onun üzerine gitmek ve bunları bertaraf etmek gerekir.
Haber: Hürriyet gazetesi
(3 Ekim 2006 Salı)
Cumhurbaşkanı Sezer, 2 kanunu onayladı
ANKARA - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2 kanunu onayladı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, 5546 sayılı "Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun" ile 5547 sayılı "(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun bulunduğuna Dair Kanun" yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi.
Sayıştay’dan ‘Kıyı Kanunu’ uyarısı
Kıyı Kanunu’nda değişiklik yapmaya hazırlanan hükümete, Sayıştay’dan uyarı geldi. Sayıştay, yoğun yapılaşmanın çevreyi tehdit ettiğini, kıyıların ciddi şekilde tahrip edildiğini ortaya koydu.
NTV
ANKARA - Hazırladığı raporu Meclis’e sunan Sayıştay, kıyılarda koruma-kullanma dengesinin sağlanmadığını ve bilimsel çalışmaların dikkate alınmadığını bildirdi.
Raporda düzenlemelerin yalnızca kullanım ve gelir elde etmeye odaklandığı için, mevzuatta korumaya yönelik hükümlerin gözardı edildiği belirtildi. Kıyı ihlallerine yönelik işlem yapılmadığına dikkat çekilerek, bu durumun kıyıların yeterince korunmadığı ya da gelir amacıyla işgallere göz yumulduğunun göstergesi olarak algılandığı kaydedildi.
25 milyon cep'e 'aranıyor' mesajı
Hükümet, eski polis memuru Miguel Etchecolatz'ın davasında tanıklık ettikten sonra ortadan kaybolan Jorge Julio Lopez adlı kişiyi bulmak için ilginç bir yönteme başvurdu.
Arjantin'de hükümet bir kanun kaçağını bulmak için 25 milyon cep telefonuna 'aranıyor' mesajı yolladı.
Yetkililer bölgede yaşayan 25 milyon kişinin cep telefonuna mesaj atarak vatandaşlara şöyle seslendi: "Jorge Julio Lopez'i arıyoruz. Konuyla ilgili bir şey biliyorsanız 911'i ya da 0800-333-5502 no'lu telefonu arayın".
Miguel Etchecolatz ülkedeki son askeri diktatörlük sırasında soykırım yaptığı gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı.
Net Grubu, bankalara olan borçlarının bir kısmını ödedi
İSTANBUL - Net Grubu, bankalara olan borçlarının bir kısmını ödedi.
Net Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından Borsa'ya gönderilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Net Holding A.S. ve grubumuza bagli diger sirketler ile T.Halk Bankasi A.S., Turkiye Is Bankasi A.S., T.Garanti Bankasi A.S., TMSF, Vakifbank, Finansbank, Bayindirbank, Muflis Marmarabank A.S. Iflas Idaresi ve Muflis Impexbank A.S. Iflas Idaresi arasinda 4743 sayili Mali Sektore Olan Borclarin Yeniden Yapilandirilmasi ve Bazi Kanunlarda Degisiklik Yapilmasi Hakkinda Kanun kapsaminda, Bankacilik Duzenleme ve Denetleme Kurumu tarafindan duzenlenerek, 02.04.2004 tarihinde imzalanan Finansal Yeniden Yapilandirma Sozlesmesi uyarinca, sozlesme kapsaminda bu donem sadece anapara odemesi yapilmasi gerekmektedir. Yapilacak odemelerin paylastirilmasi konularinda kendisine verilen yetkiler cercevesinde gorevlendirilen konsorsiyum lider bankasi T.Garanti Bankasi A.S.'ne, asagidaki tabloda verilen odemeler bugun itibariyle yapilmistir. Banka/Doviz/Anapara Halk Bankasi/USD/549.021 Halk Bankasi/Euro/334.600 Garanti Bankasi/USD/192.934 Garanti Bankasi/Euro/414.371 Is Bankasi/Euro/375.836 Vakiflar Bankasi/USD/14.000 TMSF (RCT Varlik Yonetim)/USD/277.105 Toplam Odeme/USD/1.033.060 Toplam Odeme/Euro/1.124.807 "
AKP, Anayasa değişikliği hazırlığında
AK Parti Grup Başkanvekili Sadullah Ergin, partisinin Anayasa değişikliği için çalışma başlattığını doğruladı. Ergin, uygun bir zemin oluştuğunda Anayasa değişikliğinin 20 gün içinde yapılabileceğini söyledi.
NTV
ANKARA - AK Parti Grup Başkanvekili Sadullah Ergin, Anayasa değişikliği için arzulu olduklarını belirterek “uygun bir zemin bulursak, Anayasa değişikliği Meclis gündemine gelebilir” dedi.
Sadullah Egin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’ya dönmesinden sonra konuyu parti yetkili organlarında görüşeceklerini, açıkladı. Ergin, pakette, orman vasfını yitirmiş araziler olarak bilinen 2-B’lerle ilgili düzenleme, milletvekili seçilme yaşının 25’e indirilmesi ve Türkiye Milletvekilliği gibi bir dizi değişikliğin yer alabileceğini kaydetti.
Anayasa’da seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağı hükmü bulunduğuna dikkat çeken Sadullah Ergin, 2007 yılında yapılacak seçimlerde uygulanacak bir değişikliğin 20 gün içinde yapılması gerektiğini de vurguladı
Vakıflar Yasa Tasarısı, Komisyon'dan geçti / Azınlıkların mal edinmesine sınırlama geldi
ANKARA - Vakıflar Yasa Tasarısı'nın TBMM Adalet Komisyonu'ndaki görüşmeleri tamamlandı ve tasarı kabul edildi.
Önömüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu'nda ele alınacak tasarıda azınlıkların, mal edinmesiyle ilgili geçici 9. maddesi değiştirilerek, sınırlandırma getirildi. Buna göre, 1936 beyannamesi ile belirlenen gayri menkulleri bulunan vakıflar, bu tarihten geriye doğru mal talebinde bulunamayacak.
Vakıflar Kanunu Tasarısı'nın, TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri tamamlandı. Tasarının görüşmeleri sırasında AK Parti Isparta Milletvekili Recep Özel, tasarının geçici 9. maddesi üzerinde değişiklik önergesi verdi. Tasarının en fazla tartışılan maddeleri arasında yer alan geçici 9. madde, cemaat vakıflarının mal edinmesinde zaman sınırlaması içermiyordu. AK Partili Özel'in önergesi ile 1936 beyannamesi sınır olarak kabul edildi. 1936 yılından önce nam-ı müstear veya nam-ı mevhum olarak kaydı yapılmamış mallar hakkında talepte bulunulamayacak.
Öte yandan Komisyonda Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin de görüşleri alındı. Dışişleri yetkilileri, cemaat vakıfları sebebiyle AİHM nezdinde yeni davalar açılmaya başlandığını söyledi. Şu ana kadar açılmış iki dava bulunduğunu, bunlardan birinin devam ettiğini belirten Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, "Ancak son dönemde 2 vakıf tarafından toplam 27 dava açıldı. Bu tasarı ile bu davaların önüne geçilebilecek" uyarısında bulundu.
Bunun üzerine söz alan Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin, AHİM'in, İstanbul'daki bir Ermeni Hastanesi için açılan dava sonunda Türkiye'ye ya 2 milyon 300 bin Euro tazminat ya da Beyoğlu'ndaki 86 metrekare ahşap kargir bir binanın verilmesi yönünde uzlaştırma yoluna gittiğini; kendilerinin de ahşap binayı vermeyi tercih ettiklerini açıkladı.
Tasarının geçen haftaki görüşmelerinde hükümeti temsil eden Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, bir önerge vererek mütekabiliyet esasını getirdi. Şahin'in tasarının 2. maddesine fıkra eklenmesine ilişkin önerisiyle kanuna, "Kanunun uygulanmasında mütekabiliyet ilkesi saklıdır" ifadesi eklendi. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, daha önceki açıklamalarında yürürlükteki Vakıflar Kanunu'nun çıktığı 1936'dan Yargıtay'ın azınlık vakıflarının mal edinmesini yasakladığı 1974 yılına kadar edinilen malların vakıflara iade edileceğini söyledi. Bütün bu malların kayıtlarının bulunduğunu ifade eden Şahin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 1955 yılında bir Ermeni Hastanesi vakfına bağışlanan ancak 1974'de devletin el koyduğu 86 metrekare bir dükkan için Türkiye'yi 2.3 milyon Euro ödemek veya dükkanı iade etmek ikilemi arasında bıraktığını söyledi. Bu tür durumların tasarıyla çözüleceğini belirten Şahin, arazi ve malların asıl sahiplerine geri verileceğini söyleyerek, "Hak ve adalet bunu gerektirir. Türkiye Cumhuriyeti bununla zarar görmez. Aksine itibar kazanır. Bununla ülke bölünmez" dedi.
Şahin, Türkiye'nin aleyhine çalışacak vakıflara karşı bu ülkenin "istihbaratı, mahkemesi, polisi" olduğunu belirterek, "Tedbirini alırsın" diye konuştu..
ÖLÜM ORUCUNDAKI AVUKATA AYDIN DESTEGI.
-F Tipi Cezaevleri'nde yasanan hak ihlallerine dikkat çekmek amaciyla 182 gündür açlik grevi yapan Avukat Behiç Asçi'ya destek olmak amaciyla, sanatçilar da açlik grevine basladi.
ISTANBUL(ANKA)- F Tipi Cezaevleri'nde sürdürülen açlik grevine ve hak ihlallerine dikkat çekmek amaciyla 182 gündür açlik grevinde bulunan Avukat Behiç Asçi'ya destek olmak amaciyla aydin ve sanatçilar da açlik grevine basladi.
Avukat Behiç Asçi'nin Sisli'deki evinin önüne gelen ve kendilerini 'Tecrite Karsi Sanatçilar' olarak niteleyen sanatçilar, burada basin açiklamasi yapti. Aralarinda Cezmi Ersöz, Metin Kahraman, Sevim Belli, Ruhan Mavruk, Nurettin Güleç, Yusuf Çetin, Orhan Aydin, Mehmet Esatoglu, Bilgesu Erenus, Necmiye Alpay, Efkan Sesen, Ferhat Tunç, Grup Yorum, Sanar Yurdatapan, Mahir Günsiray, Rojin, Ahmet Tulgar'in yer aldigi sanatçilar adina açiklamayi Mihri Belli'nin esi Sevim Belli yapti.
F Tipi cezaevlerine karsi olduklarini dile getiren Belli, Avukat Behiç Asçi'nin bu uygulamanin kaldirilmasi için ölüm orucu eylemine basladigini kaydetti. 'F Tipi Cezaevleri'nde yapilanlar bir hukuk yanlisi olmayi asmis katliama dönüsmüstür' diyen Belli, F tiplerinde yasananlara kulak verilmesi çagrisi yapti. Sanatçilar daha sonra, 'Mapusun Içinde' isimli türküyü seslendirdi.
Açiklamanin ardindan Sisli PTT'sine giden aydinlar, burada aralarinda Basbakan Recep Tayyip Erdogan, Disisleri Bakani Abdullah Gül, Adalet Bakani Cemil Çiçek'in de bulundugu kabine üyeleri ve milletvekillerine, içlerinde çagri metnini içeren mektuplari, imza metinlerini ve F tiplerindekileri temsilen üzerinde rakamlar yazili olan gömlekleri gönderdi.
DESTEK AÇLIK GREVLERI YAPILACAK
Postaneden mektup gönderen sanatçilar Avukat Behiç Asçi'ya destek olmak amaciyla açlik grevine baslamak üzere, Asçi'nin kaldigi eve geldi. Ikiser günlük açlik grevine girecek sanatçilar eylemi daha sonra diger sanatçilara devredecek. Asçi'ya destek amaciyla ayrica ilki Istanbul Barosu'nda gerçeklestirilen 'Hepimiz Tecritteyiz' oyunu Semaver Kumpanya'nin katkilari ile Ankara Barosu'nda tekrarlanacak. (ANKA)
Uzanları sevindirecek haber
Şişli 3. İcra Mahkemesi, Adabank’ın satışının iptali için Kemal Uzan’ın açtığı ve Cem Uzan’ın müdahil olduğu davada görevsizlik kararı verdi ve bankanın satışını durdurdu
Şişli 3. İcra Mahkemesi, Adabank’ın satışının iptali için ve Kemal Uzan’ın açtığı ve Cem Uzan’ın müdahil olduğu davada görevsizlik kararı verirken, hisselerin devir ve tesciline de ihtiyati tedbir koydu.
Cem ve Kemal Uzan’ın TMSF aleyhine Şişli 3. İcra Mahkemesi'nde açtığı davada bugün karar çıktı. TMSF avukatının mahkemenin görevsiz olduğu görüşüne katılan Şişli 3.İcra Mahkemesi yargıcı Aydın İpek, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği sonucuna vardı.
UZANLAR SEVİNDİ
TMSF avukatının tedbir talebinin kamu alacağının önlenmesini amaçladığını öne sürerek, “Bu tür davaların hiçbirinde tedbir kararı verilmemiştir” savunmasına karşın mahkemeden tedbir kararı çıktı. Yargıç Aydın İpek, Uzanlar’ın ihtiyati tedbir talebini kabul ederek, Adabank hisselerinin üçüncü kişiler adına tescil ve devrini dava sonuna kadar durdurdu. Mahkeme kararı uyarınca TMSF 10 gün içinde temyize giderek bu kararı Yargıtay denetiminden geçirebilecek.
Adabank, TMSF'nin 3 Temmuz’da yaptığı ihalede 45 milyon YTL bedelle, Kuveytli The International Investor’a satılmıştı.
ANKA
Otopsi öncesi nakle izin veren bilirkişi
Kürtajda ölen ve Adli Tıp'ın organ nakli yüzünden ölüm nedenini belirleyemediği Nurcan Şenli için bilirkişi nakillerden önce "otopsiyi engellemez" raporu vermiş.
İstanbul Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, kürtaj masasında hayatını kaybeden Nurcan Şenli'nin organları bağışlanmadan önce, oluşturulan bilirkişi heyetinin raporlarına dayanarak, "Organ nakli otopsiyi etkilemez" yönünde rapor verdiği ortaya çıktı. Adli Tıp Kurumu, Cumhuriyet Savcılığı'nın verdiği bu güvenceye karşı olaydan iki yıl sonra "organ bağışı nedeniyle ölüm nedeni belirlenememiştir" diye rapor yayınlamıştı. Bu rapor nedeniyle Şenli'nin ölümünden sorumlu tuttuğu doktor hakkında dava açılması engellendi. Şenli'nin acılı eşi Hasan Şenli, organları bağışlarken şartlı "evet" dediğini ileri sürdü. Organ bağışında bulunurken tek şartının eşinin ölümünden sorumlu olan kişilerin ortaya çıkmasının engellenmemesi olduğunu belirten Şenli, bunun için Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurduğunu belirtti. Savcılık tarafından oluşturulan bilirkişinin "organ bağışı otopsi sonucunu etkilemez" yönünde görüş bildirdiğini belirten Şenli, "Rapor Nurcan Şenli'nin beyin ölümünün gerçekleştiği saatlerde 10 Ekim 2004 günü sabaha karşı 04.00 sıralarında verildi.
'DELİLLERE ZARAR GELMEZ'
"Ölüm Muayene ve Otopsi Zaptı" adlı rapor, Cumhuriyet Savcısı'nın yanı sıra bilirkişi tabip Ayşe Tuba Fersahoğlu ve bilirkişi olarak doktor Emrah Uludağ'ın imzalı onayını da taşıyor" dedi. Raporda, "Ölenin organlarının organ vakfına bağışlanmasından dolayı ölüm nedenine ilişkin delillere zarar gelmez" ibaresi açık açık bulunuyor.
Sevdican GÜNEŞ
Mavi Çarşı katliamı davasının 4 sanığına müebbet istemi.
Kadıköy'deki Mavi Çarşı'ya 7 yıl önce molotofkokteylli saldırı düzenleyerek 13 kişinin ölümü, 2 kişinin yaralanmasına yol açtıkları iddiasıyla yargılanan 4 sanığın müebbet ağır hapis cezasına çarptırılmaları istendi.
AA-İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ergin Atabey, Abdullah Günay, Azime Işık ve Metin Yamalak katıldı.
Duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı, 7 Şubat 2003 ve 8 Ekim 2004 tarihlerinde verilen 2 mütalaaya da katıldığını bildirdi.
Sanıkların, "Türkiye Cumhuriyeti'nin topraklarından bir kısmını devletin idaresinden ayırarak bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan PKK'nın talimatları doğrultusunda 13 Mart 1999 tarihinde Mavi Çarşı'ya molotofkokteyli atarak 13 kişinin yanarak ölmesi, 2 kişinin de yaralanmasına neden olduklarını" belirten savcı, bu vahim eylemle sanıkların "devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlerde bulunmak" suçunu işlediklerini kaydetti.
Sanıkların eyleminin yeni TCK'nın 302. maddesinde düzenlendiğini ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngördüğünü belirten savcı, bu madde uygulandığında sanıkların ayrıca "birden çok kişiyi aynı kasıt altında öldürmek", "birden çok kişiyi aynı kasıt altında yaralamak" ve "yangın çıkarmak" suçlarından cezalandırılmaları gerekeceğini hatırlattı.
Yeni TCK'daki düzenlemeler bir bütün olarak incelendiğinde eski TCK'daki maddenin sanıkların lehine olduğunu belirten savcı, 4 sanığın eski TCK'nın 125. maddesi uyarınca müebbet ağır hapis cezasına çarptırılmalarını istedi.
Sanık avukatları ise savcının mütalaasına katılmadıklarını belirterek, esas hakkındaki savunmalarını yapmak için süre talebinde bulundu.
Sanık avukatlarının süre talebini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı ertelendi.
Engelli okulunda tecavüz iddiası
Konya’da 150 öğrencinin eğitim gördüğü Konevi İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda, 16 yaşındaki öğrenci, 15 yaşındaki sınıf arkadaşına tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.
KONYA - Alınan bilgiye göre, okulun tuvaletindeki bir kabinden M.Y. ve Ş.K’nin birlikte çıktığını gören temizlik görevlisi, durumu idareye bildirdi. Olayla ilgili araştırma yapan idare, M.Y’nin kabinde sınıf arkadaşı Ş.K’ye tecavüz ettiğini belirledi ve olayı İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile savcılığa bildirdi. Ş.K’ye hastanede yapılan kontrolde fiili livatada bulunulduğunun tespit edilmesinin ardından M.Y, çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.
Daha önce de birkaç kez tecavüz olaylarının olduğu iddia edilen okulun yönetimi ise bu tür olayların önüne geçmek için öğretmenler odası, sigara odası ve çay ocağını erkekler tuvaletinin hemen karşısına ve yakınına taşıdıklarını bildirdi.
Yatılı okullarında 150 öğrencinin eğitim gördüğünü belirten okul idaresi yetkilileri, öğrencilere, rehabilitasyon ve uzmanlar tarafından cinsel eğitim verilmesi konusunda çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti.
Okullarında 7 yaşındakiler ile 18 yaşındakilerin aynı yerde eğitim aldığını ifade eden bir yetkili, “Biz büyüklerin ayrılmasını istedik, ancak olmadı. Bu konuda ciddi sorun yaşıyoruz. İleride daha büyük sorunların çıkmaması için artık okulumuzun, büyüklerin eğitim aldığı liseden ayrılmasını istiyoruz” dedi.
Tecavüze uğradığı iddia edilen Ş.K’yi, ailesinin okuldan aldığı öğrenildi.
Çiçek’ten yargıya dış politika ayarı
ANKARA
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, yargıya iki önemli görevin düştüğünü belirterek, verilen yargı kararları ile Türkiye’nin dış politikası arasında bağlantı olduğunu söyledi. Verilen kararların şu veya bu şekilde dış politikada gündeme geldiğini belirten Çiçek, yabancı yatırımcılar için de iyi işleyen yargının önemine dikkat çekti.
Türkiye Adalet Akademisi yeni öğretim yılı düzenlenen törenle açıldı. Akademinin Ahlatlıbel’de bulunan binasında düzenlenen törene Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, askeri yargı temsilcileri, hakim ve savcı adayları ile çok sayıda davetli katıldı. Tören saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Törende bir konuşma yapan Bakan Çiçek, eğitimin önemine dikkat çekerek, “Eğitime bir toplum ne kadar önem verirse o toplumun geleceği daha teminatlı olur” dedi.
Devlete güvenin yargıdan geçtiğini belirten Çiçek, yargının kamu düzeninin kurulmasında ve korunmasında en temel kurum olduğunu ifade etti. 21. yüzyılın hak ve özgürlükler yılı olduğunu söyleyen Çiçek, “Ülkemizde hak ve özgürlüklerin teminatı yargıdır. Hak ve özgürlüklerin teminatı olan yargıya ne kadar önem verirsek hak ve özgürlüklerin korunması ve teminatı da mümkün olacaktır” diye konuştu. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar olan süreçte demokratikleşme sürecinin devam ettiğine dikkati çeken Çiçek, bu sürecin AB ile birlikte devam ettiğini söyledi. AB sürecinin temelini yargı reformunun oluşturduğuna işaret eden Çiçek, bu konuda yargıya iki önemli görevin düştüğünü kaydetti. Türkiye’nin dış politikası ile yargı arasında bağlantı olduğunu belirten Çiçek, “Verilen kararlar dış politikada şu ya da bu şekilde gündeme gelmektedir” diye konuştu.
Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin konuşma konularının başında yargının işleyişi geldiğini belirten Çiçek, “Türkiye’de güvenli yatırım açısından iyi işleyen yargı en önemli teminatı oluşturmaktadır” dedi.
Türkiye’de çok sayıda hukuk fakültesi olduğunu belirten Çiçek, öğretim elamanı eksikliği nedeniyle eğitimde kalite düşüklüğü olduğunu belirtti.
Törende bir konuşma yapan Yargıtay Başkanı Osman Arslan ise genç savcı ve hakim adaylarına seslendi. Hakim ve savcıların yalnızca dürüst olmasının yetmeyeceğini belirten Arslan, “Hakim ve savcıların dürüst olması asgari şarttır. İyi bir hakim bilgili, deneyimli kendisine güvenen biri olmalıdır” dedi. Genç hakim ve savcı adaylarından Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkmasını isteyen Arslan “Bugün Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkılmasaydı bizlerin yerine buralarda başkaları olurdu. Cumhuriyet’in getirdiği kazanımları kimse göz ardı etmemelidir” dedi. Laikliğe vurgu yapan Arslan, “Yargı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da laikliği koruyacaktır” dedi. Bir köşe yazarının yargının laikliği nasıl koruyacağı yönündeki eleştirisine atıfta bulunan Arslan, “Laik düzeni yıkmayı çalışanları cezalandırmak suretiyle korur. Onun için yargının gücünü hiç kimse hafife almamalıdır” diye konuştu. (iha)
Cinsiyete göre değil saate göre maaş
Avrupa Adalet Divanı, aynı işi yapsalar bile, kadınlara erkeklerden daha az maaş ödenebileceğine hükmetti.
Mahkeme, maaş belirlenmesinde ‘çalışılan sürenin’ dikkate alınması gerektiğini savundu ve çocuk bakımı sebebiyle daha az çalışan kadınlara, erkeklere oranla az maaş verilebileceğine hükmetti.
Dava, Bernadette Cadman adındaki bir İngiliz vatandaşı tarafından açılmıştı.
Cadman, aynı işi yapmasına karşın erkek meslektaşlarından yıllık yaklaşık 20 bin YTL az para aldığını belirterek, haksızlık yapıldığını savunmuş, erkek meslektaşlarının çalıştığı gün sayısına hamileliği ve çocuğuna bakma zorunluluğu
sebebiyle ulaşamadığını öne sürmüştü.
Karar, eşit maaş için kampanya yürütenlere darbe olarak nitelendiriliyor.
Adalet Akademisi Başkanı: Üşüyoruz
Adalet Akademisi Başkanı Karakaş, yeni öğretim yılı açılışında Adalet Bakanı Çiçek ile yüksek yargı organlarının başkanlarını donduran açıklamalar yaptı.
* Doğalgaz alamıyoruz, üşüyoruz. Öğrenciler derslere girmiyor
* Fazla mesai alamıyorduk, Sinoplu olduğum için Sinop Milletvekili'ne rica ettik, yasanın çıkmasını sağladı
* Personelimiz Milletvekili'ne teşekkür ediyor
Hakim ve savcı adaylarının staj eğitimi gördükleri, hizmet içi kurslarının düzenlendiği Adalet Akademisi'nin yeni eğitim-öğretim yılı açılışı, sıradışı bir törene sahne oldu. Akademi Başkanı Dr. Birsen Karakaş, Adalet Bakanı Cemil Çiçek başta olmak üzere yüksek yargı organları başkan ve üyelerinin huzurunda, akademinin hayati sorunlarını anlattı. Akademi'nin yıllık 1 trilyon 250 milyar lira bütçesi bulunduğunu, sadece kira giderlerinin 742 milyar lira olduğunu, aylık 15 milyar lira elektrik faturası geldiğini anlatan Karakaş, "Durum işte bu" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
HEMŞEHRİ VEKİL ÇÖZDÜ
"Sorunlarımıza kalıcı, köklü çözümler istiyoruz. Doğalgaz getirmek istedik, yapamadık. Biz buraya sınıflara en iyi masa sandalyeyi koysak da soğukta eğitim verilemez. Dönem dönem öyle sorunlarla boğuştuk ki, elektrik süpürgesi almak gibi telaşlarımız bile oldu." Akademinin kadrolu eğitimcileri olmamasının da önemli bir sorun olduğunu kaydeden Karakaş, bu nedenle bazı derslerin boş geçtiğini söyledi, "Taşıma suyla değirmen dönmez" diye konuştu. Karakaş, Adalet Akademisi personelinin fazla mesai ücretlerinin ödenmesini sağlayan yasanın çıkış aşamasını da şöyle anlattı: "Mart ayında personelimiz çok mutsuzdu. Çünkü fazla mesaileri yasa nedeniyle ödenemiyordu. Bunun için iki kez Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü'ne gittim, bir sonuç alamadım. Sinoplu olduğum için Sinop milletvekilleri aklıma geldi. Bir milletvekilimize gidip durumu anlattık. İlgilendi, yasa, fazla mesailerin ödenmesine olanak verecek şekilde çıktı. Şimdi personelimiz çok mutlu ve Sinop Milletvekili Cavit Can'a teşekkür ediyor."
BAKAN: MAZERET YOK
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise, Başkan Karakaş'ın konuşmasına karşılık olarak "sorunların, eğitim öğretime mazeret olamayacağını" söyledi. Çiçek, "Akademi'deki olanakların yeni kurulan birçok üniversitede bulunmadığını" savundu.
ANKARA
Herkes yerini bilsin
Başbakan Tayyip Erdoğan, Georgetown Üniversitesi'nde, Global Barış ve Adalet İçin Türkiye'nin Vizyonu konulu bir konuşma yaptı ve katılımcıların sorularını yanıtladı. Erdoğan, Türkiye'de sivil bir iradenin işbaşında olduğunu, anayasada bütün kurumların tanımının yapıldığını belirterek, 'Bu tanımlar neyse herkes bu tanıma uygun hareket etmek durumundadır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) de bu tanıma uygun hareket etmek durumundadır. Bunun dışına çıkamaz' dedi.
Toplantıya, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Emine Erdoğan ve Hayrünisa Gül ile çok sayıda öğrenci ve davetli katıldı.
GENELKURMAY BAŞBAKANA BAĞLIDIR
Erdoğan toplantıda, bir katılımcının, 'Ordu her zaman laik devletin koruyucusu olmuştur. Radikal İslamcı yaklaşımlar nedeniyle daha az demokratik, daha asker kontrolünde yaklaşımlar konusunda ne diyeceksiniz? Bu tip yaklaşımlara karşı generaller ve sizler neler yapıyorsunuz?' sorusuna şu karşılığı verdi: 'Bunu herhalde başka bir ülke için soruyorsunuz... Türkiye bu süreci yaşayan bir ülke değildir. Türkiye'de bir siyasi irade, sivil irade işbaşındadır. Anayasada bütün kurumların tanımları yapılmıştır. Bu tanımlar neyse herkes bu tanıma uygun olarak hareket etmek durumundadır. TSK, genelkurmay, başbakana bağlı bir kurumdur. MGK aynı şekilde AB, Kopenhag siyasi kriterleri sürecinde, daha önce askerdi ama şimdi AB süreciyle ilgili yeni yapılanmayla şu anda sivil. Bu konularda bilginizin olmasında fayda var diye düşünüyorum.'
ARKADAŞIM SAYIN KOSTAS AYIP ETTİ
BAŞBAKAN, 'Kıbrıs sorunu' üzerine bir soruya da 'Bir kere bu izolasyonların kalkması lazım. Bunlar kalkmadığı sürece kimse bizden havaalanları ve limanların açılmasını beklemesin. Çünkü biz yapmamız gerekenlerin hepsini yaptık. AB müktesebatına uygun olarak da yaptık. Üstelik biz Yunanistan'la hiçbir dönemde olmayan, şu anda barışçıl bir dönemi yaşıyoruz. Gerek dışişleri bakanım, gerekse şahsım, bizler kaç defa Yunanistan'a resmi ziyaret yaptık ama artık arkadaşım diyeceğim Sayın Kostas (Yunanistan Başbakanı Kostas Smitis) hala resmi ziyaretin iadesini gerçekleştirmedi. Niye diye sorduğumuzda içerideki durumları gösteriyorlar. Onun için siz gazeteci olarak, takipçisi olarak bu işi halledin' yanıtını verdi.
KAZANAN KAYBEDEN AYRIMI KALMADI
BAŞBAKAN, 11 Eylül sonrasında dünyada şiddet ve çatışma kültürünün daha salgın hale geldiğini söyledi. Erdoğan, 'Artık küresel bir köyde yaşıyoruz. Sorunların üstesinden gelebilmek ancak küresel bir işbirliğiyle mümkündür' dedi. İnsanlığın 'kazananlar ve kaybedenler' diye ayrılmasının imkansız ve yanlış olduğunu vurgulayan Başbakan 'Zira hepimiz aynı gemideyiz. Ya hep birlikte kazanacağız ya hep birlikte kaybedeceğiz' diye konuştu. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda geri dönülemez bir sürece girdiğini anlatan Erdoğan, Türkiye'nin girmesi halinde AB'nin, bölgesel bir aktörden öteye geçerek, küresel bir aktör olmasına katkı sağlayacağını söyledi.
Hukukçulara göre, laiklik özgürlüklerin güvencesi
Murat Aydın, Ankara /ZAMAN
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in özgürlüklerin kısıtlanabileceğine yönelik açıklamalarına hukukçulardan da tepki geldi.
Hukukçular, laikliğin inanç özgürlüğü gibi bireysel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğunu belirterek, yasak ve sınırlamalar yoluyla korunamayacağını vurguladı. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun, Anayasa’nın 13., 14. ve 24. maddelerinde hangi hallerde bireysel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceğine ilişkin düzenlemelerin bulunduğunu belirterek, bu hükümleri demokratik sistem içinde temel hak ve hürriyetlere saygılı biçimde yorumlamak gerektiğini söyledi. Her dinin toplumsal birtakım tezahürleri olabileceğine işaret eden Özbudun, “Dinin siyasal tezahürleriyle toplumsal tezahürlerini aynı kategoriye sokmamak gerekir.” dedi. Özbudun, dinin siyasi bir araç olarak kullanılamayacağına ilişkin sınırlamaların Anayasa’da yer aldığını; ancak toplumsal etkilerinin bu kapsamda değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Özbudun şu değerlendirmeyi yaptı: “En basiti cuma namazı, bayram namazı. Bunlar toplu halde gerçekleşen, dinin toplumsal tezahürleridir. Atatürk zamanından beri dini bayramlar resmi tatil olarak kabul edilmiştir. Siyasi bir amaç için dini bir devlet kurmak amacıyla dini özgürlükleri kullanmak elbette meşru değildir.” Anayasa Hukukçusu Dr. Levent Korkut da, laiklik ilkesinin demokratik devlet ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle birlikte ele alınması gerektiğinin altını çizdi. Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmadığı bir yerde laiklik ilkesinden de söz edilemeyeceğini ifade etti. Uluslararası sözleşmelerde, AİHM kararlarında ve Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin hangi hallerde sınırlanabileceğine ilişkin hükümlerin yer aldığını hatırlatan Korkut, “Laiklik ilkesi Anayasa’ya göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirilmesini daraltan, din ve inanç özgürlüğünü güvence altına alan bir ilkedir. ‘Laikliği korumak amacıyla özgürlüklerin sınırlandırılabileceği’ şeklindeki bir yaklaşım laikliğin kendisiyle çelişir.” diye konuştu.
Yargı, bürokrata dokunacak
YEŞİM ERASLAN /TERCÜMAN
Yargı hükümlerini uygulamayan üst düzey bürokratların gözü Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda MEB Müsteşarı Necati Birinci'nin cezası ertelenmezse, birçok bürokrata cezaevi yolu açılacak
BAKANLAR tarafından korunan ve yargılanmasına izin verilmeyen bürokratların gözü Yargıtay'a odaklandı. Ceza Genel Kurulu'nun vereceği karar, yargı hükümlerini uygulamayan bir çok bürokratı yakından ilgilendiriyor.
Bakanların, bürokratlarına koyduğu dokunulmazlık zırhının Danıştay tarafından delinmesinin ardından, Yargıtay'da hakim karşısına çıkan müsteşarlar, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun vereceği kararı bekliyor. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Necat Birinci hakkında alınacak karar, içtihat niteliğinde olacak.
Müsteşarlar ve valilerle ilgili davalara bakmakla görevli Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nde en fazla dosyası olan Birinci'ye verilen cezanın ertelenmesi, Başsavcılığı harekete geçirdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Karaman İl Milli Eğitim Müdürü Mazlum Altınkaya hakkındaki yargı kararını uygulamadığı için hapis cezasına çarptırılan, ancak cezası ertelenen MEB Müsteşarı Birinci'nin dosyasını temyiz etti.
Hukukla bağdaşmıyor
Yargıtay Başsavcılığı, başvurusunda, Birinci'nin bakanlıkta alelade bir kişi olmadığını, geçen yıl verilen cezası ertelendikten sonra aynı nedenle yine bir cezanın ertelenmesinin hukukla bağdaşmadığına dikkat çekti.
Yargılandığı davalarda, atamaların bakanın yetkisinde bulunduğu savunmasını yapan Birinci'nin 4. Ceza Dairesi'nde aynı konuda açılmış başka davaları bulunuyor. Soruşturma kararı kaldırılarak yargılanmasının önü açılan bürokratlar arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Necdet Ünüvar, Müsteşar Yardımcısı Abdülkadir Atalık ve Personel Genel Müdürü Ali Yerlikaya da bulunuyor.
Ayrıca Özelleştirme İdaresi (ÖİB) Başkanı Metin Kilci ve dönemin Başkan Yardımcısı İsmail Destan, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı Ziya Selçuk'un da aralarında olduğu 7 bürokrat, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ile Personel Daire Başkanvekili Gülser Bayar da Yargıtay'da yargılanan bürokratlar arasında yer alıyor.
Başsavcılığın, Birinci'nin cezasının ertelenmesine ilişkin yaptığı itirazı Yargıtay Ceza Genel Kurulu önümüzdeki günlerde değerlendirecek. Birinci hakkında verilecek karar emsal teşkil edecek. Başsavcılığın itirazı kabul edilirse, çıkacak karar, aldıkları cezalardan ertelemelerle kurtulan ve aynı suçu işlemeye devam eden çok sayıda bürokrat için cezaevi yolunu açmış olacak.
Akkise'de astsubaya 14 yıl hapis
HASAN LEVENTOĞLU Konya DHA/MİLLİYET
Konya'nın Ahırlı ilçesine bağlı Akkise beldesinde 5 yıl önce meydana gelen, 1 kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmanın ardından, "Kasten adam öldürmek, kasten adam öldürmeye teşebbüs" suçundan yargılanan eski Astsubay Ali Çalışkan, 14 yıl 9 ay 23 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Akkise beldesinde 10 Ağustos 2001'de askere uğurlama eğlencesi düzenleyen ve kimlik göstermek istemeyen bir grup ile jandarma arasında arbede çıkmıştı. Çalışkan, verdiği emirle askere ateş açtırarak askere gitmeye hazırlanan bir gencin ölümüne, 3 kişinin de yaralanmasına neden olmakla suçlanmıştı.
Olayın ardından 1 yıl tutuklu kalan ve 2003'te tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Çalışkan, Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasına katılmadı.
Mahkeme heyeti Çalışkan'a 32 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, suçun ağır tahrik unsuru altında işlendiğini göz önünde bulundurarak, cezayı 8 yıl 11 ay 20 güne düşürdü. Çalışkan'a ayrıca, 'Adam öldürmeye teşebbüs' suçundan da 5 yıl 10 ay 3 gün hapis cezası verildi. Çalışkan hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.
Bursa 'Çete' diyor İstanbul 'Karapara'
Ufuk TÜRKYILMAZ/ANKARA/AKŞAM
Erol Evcil ve Nilüfer Turizm'in sahibi Hüseyin'in Kayapalı'nın da aralarında bulunduğu, 40'u tutuklu 210 sanıklı soruşturmada, savcılık makamı ile ilgili mahkemenin görüş farklılığı nedeniyle, yargılama sekteye uğradı. Medyaya, 'Türkiye'nin en büyük karapara aklama' ve 'çete' operasyonu olarak yansıyan soruşturma, haziran ayında gerçekleştirilen operasyonun üzerinden 5 ay geçmesine rağmen sonuçlandırılamadı.
EYLÜLDE İSTANBUL'A YOLLANDI
Operasyonun ardından Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, toplanan 49 klasörden oluşan dosyayı inceledikten sonra, 'silahlı örgüt kurmak', 'kamu aleyhine dolandırıcılık yapmak' ve 'kara para' suçlarından Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açtı. Davanın ön incelemesini yapan mahkeme, iddianamedeki suçlamaların 'ihtisas mahkemelerinin görev alanına girdiği' gerekçesi ile 'görevsizlik' kararı vererek, dosyayı İstanbul İhtisas Mahkemesi'ne verilmek üzere, 15 Eylül tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.
İSTANBUL: DOLANDIRICILIK
Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararında, Erol Evcil ve Hüseyin Kayapalı'nın da aralarında yer aldığı sanıkların, 'silahlı örgüt kurarak kamu aleyhine nitelikli dolandırıcılık yaptıkları, bazı banka görevlileri ile anlaşarak karapara aklama suçunu işledikleri' belirtilerek, davanın bu suçlara bakmakla yetkili olan İstanbul İhtisas Mahkemesi'nce görülmesi gerektiği vurgulandı.
DOSYA GERİ YOLLANDI
Evcil davasının İstanbul'da görülmesi beklenirken, sürpriz bir gelişme yaşandı.
Dosyayı inceleyen İstanbul İhtisas Mahkemesi, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'silahlı çete' görüşüne katılmadı ve eylemin, 'karapara aklama' suçu olduğuna karar vererek, dosyayı 25 Eylül tarihinde Bursa'ya iade etti. İstanbul İhtisas Mahkemesi'nin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği iade kararında, örgütün silahlı olmadığına dikkat çekilerek, yargılamanın Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılması istendi.
TOP YARGITAY'DA
İstanbul'a gönderdiği dosyayı 10 gün sonra yeniden karşısında bulan Bursa Ağır Ceza Mahkemesi ise, ilk kararında direndi ve Evcil organizasyonunun silahlı çete olduğu iddiasını yineleyerek, dosyayı dün ikinci kez İstanbul İhtisas Mahkemesi'ne gönderdi. İstanbul İhtisas Mahkemesi de görüşünde direnirse, davaya kimin bakacağına Yargıtay karar verecek. 40'u tutuklu, 210 sanıklı davanın şüphelileri arasında, 1 BDDK murakıpı, 12 banka müdürü ve 3 vergi denetmeni de bulunuyor.
'Park yeri' davası başladı
RADİKAL - İSTANBUL - Park yeri tartışması nedeniyle Sabah gazetesi muhabiri Ercan Sarıkaya'yı kalbinden, eşi Derya Bilge Sarıkaya'yı kolundan bıçaklayan Ebubekir Tanrıkulu hakkında 'kasten adam öldürmeye teşebbüs ve kasten bıçakla adam yaralama' suçlarından 11 yıldan 19 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Oğul Cahit Tanrıkulu'na dava açılmadığını belirten Sarıkaya'nın avukatı Zeki Bulgan'sa itiraz edeceklerini belirterek, "Ayrıca 36 bin YTL'lik tazminat davası açtık" dedi. Sarıkaya otomobilinin tamiri için servis beklerken garajın önüne park eden Cahit Tanrıkulu'yla arasında tartışma çıkmış, sesleri duyup aşağı inen baba Ebubekir Tanrıkulu'ysa sustalı bıçağıyla Sarıkaya'yı kalbinden, eşini kolundan bıçaklamıştı.
Katilleri yeniden yargılanacak
Neşet KARADAĞ, (DHA)/HÜRRİYET
Adana’da intihar ettiği söylenen ancak başına sıkılan tek kurşunla öldüğü ortaya çıkan anaokulu öğretmeni Şeref Göksen Tel’in (21) davasında, cinayetten suçlu bulunan eski MHP ilçe başkanı Alper Er ile bankacı Bedi Levent Yakar’ın mahkûm olduğu karar, "eksik soruşturma" gerekçesiyle bozuldu.
Tel, 1999’da kafasına sıkılan kurşunla ölü bulunmuştu. Ege 27, Yakar ise 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Çiftçiler davasında 4 yurtdışı yasağı
Özden ATİK/İSTANBUL/HÜRRİYET
Çiftçiler Holding’in sahiplerinden işadamı Tahsin Çiftçi’nin hayatını kaybetmesinden önce hasta yatağında imzasını taklit ederek bankalara talimat mektubu yazdıkları iddiasıyla yargılanan kardeşi Hikmet Çiftçi, yeğenleri Hakan Mehmet Çiftçi ile Hatice Ayşe Paksoy ve şirket mutemetlerinden Vural Özbirol hakkında yurtdışına çıkış yasağı konuldu.
İstanbul 2’nci Ağır Ceza şikayetçi avukatı Cumhur Çiftçi, sanıkların 1 milyon 198 bin doları zimmetlerine geçirdiklerini, Tahsin Çiftçi’nin imzasını taklit ederek sahte satış sözleşmeleriyle, mirasçılara ait 10 milyon YTL değerindeki şirket hisselerini satarak yurtdışına yerleşmeye hazırlandıklarını öne sürdü. Çiftçi, "Sanıklar hakkında yurtdışına çıkış yasağı konulsun" diye konuştu. Sanık avukatı Ahmet Topaloğlu da "Sanıkların sahibi olduğu holding Türkiye’nin sayılı holdingleri arasındadır. Yurtdışına kaçmaları söz konusu değildir" diye yanıt verdi. Ancak mahkeme heyeti, sanıkların yurtdışına çıkışlarının yasaklanmasına karar verdi.
Hakkında TCK'nın 301 maddesine muhalefetten dava açılan yazar Kurbanoğlu bugün saat 11.00'de Fatih Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakim önüne çıkacak.
Hrant Dink'in sözleri yine tartışılacak
Dink'in dün bir gazetede yer alan 'Soykırımı asıl Kürtler yaptı' açıklaması yeni bir tartışma başlattı
ELİF YILDIZ / İSTANBUL/YENİ ŞAFAK
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in dün bir gazetede yayınlanan 'Soykırımı asıl Kürtler yaptı' başlıklı haberdeki sözleri yine tartışma yarattı. 'Türklüğü aşağılamak' suçundan iki kez yargılanan Dink, gazeteye verdiği röportajda, 'Ben bu bir soykırımdır dedim ama bunu 'Türkler yapmıştır' demedim. Çok fazla Kürt de vardı. 1915'te yaşananlar, en az Türk meselesi kadar Kürt meselesidir' dedi. Dink yaptığı açıklamada 'Soykırımda herkesin sorumluluğu var demek istedim. 1915'de yaşananları bir kimlik üzerine ve tek bir ke-simin sorumluluğuna yıkmaktan kaçındım. Şimdi neden sadece Kürtlerin üzerine yıkayım ki?' diye konuştu.
İTTİHAT TERAKKİ'NİN SUÇU
İHD İstanbul eski Başkanı Eren Keskin, 'Ermenilere yapılanlar İttihat ve Terraki'nin suçudur' diyerek, 'Çeşiti bölgelerde Kürtleri kullanmış olabilirler. Ancak 'Kürtler soykırım yaptı ' demek ağır bir söz' dedi. DTP'li Av. Hasip Kaplan ise 'Dink doğru söylüyor. 1915'teki 'Fermane Fıllıha'yı Kürtler de uygulamıştır. Bazı Kürt aşiret beyleri de Ermenilerin zengin mal varlıklarına el koymak için uygulamaya katıldılar ama asıl sorumluluk İttihat Terraki önderliklerindedir' yorumunu yaptı. İ.Ü. Tarih Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Arslan da 'O dönemde Ermeniler, Ruslar da yanlarına alıp Kürtleri tamamen Van ve Diyarbakır'dan çıkarmak için mücadele ettiler. Öyle ki araştırınca Anlatya'ya zorunlu olarak göç etmiş Kürtlere bile rastlıyoruz. Asıl mağdur Kürtlerdir' açıklamasını yaptı.
DAVADAN KURTULMAK İSTİYOR
Büyük Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Kemal Kerinçsiz ise 'Dink, hakkında açılan 'Türklüğü aşağılamak' davasından kurtulmanın gayretle-rine girmiş durumda. Soykırım iddiasını Kürtlerin üzerine atmak istiyor. Amacı ikinci ceza davasında alacağı mahkumiyetten kurtulmak ve bir önceki ertelenen cezasının yeniden hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilmesini engellemektir' dedi.
Y A Z A R L A R
'Türklüğü' Aşağılamak Serbest mi Olacak?
Akın ATALAY Avukat, İstanbul Barosu
Son aylarda, ulusal değerlerimizi kullanarak bunları sahiplenme görüntüsü altında, siyasal ve kişisel ikbal ve prim kazanma güdüsüyle hareket eden bir grubun tahriki ve kanun adamlarının dava açmalarıyla gündemde olan TCK'nin 301. maddesindeki, ''Türklüğü'' sözcüğü hangi boşluğu dolduruyor?.. Hangi toplumsal gereksinimi karşılıyor?..
Konuyu dağıtmamak için, 301. maddede suç olarak düzenlenen diğer unsurları (Cumhuriyeti veya TBMM'yi, hükümeti, devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçu) bir kenara bırakıyoruz. Yazımız, sadece ''Türklüğü alenen aşağılama'' suçu bağlamında ele alınmalıdır.
Bugünlerde uygulamada önümüze gelen sorun, Ermeni soykırımı savları bağlamında yazılmış yazı ve eserlerden kaynaklanıyor. Bu savı doğrudan ya da dolaylı olarak içeren yazı ve eserlerin, bir görüşe göre ''Türklüğü aşağıladığı'' , bir görüşe göre ise ''ifade özgürlüğü'' kapsamında kaldığı şeklinde birbirine karşıt iki farklı yaklaşım ortaya çıkıyor. Bu soruna ilişkin, yargının yaklaşımı ise Yargıtay 9. Ceza Dairesi ile bu dairenin kararını onayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (CGK) yeni bir kararıyla (1) şu şekilde belirdi:
''Fıkradaki Türklük kavramı devletin insan unsuruyla ilgili olup bu kavramla Türk milleti kastedilmektedir. Türklükten maksat, 'Türk milletini oluşturan insani, dini, tarihi değerleri ile milli dil, milli duygular ve milli geleneklerden oluşan milli, manevi değerler bütünüdür'.
Sanık, Mustafa Kemal Atatürk 'ün 'Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur' sözünden de çıkarım yaparak ve bu sözü ustaca bir üslupla değiştirerek 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeninin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur' demek suretiyle Türklüğü aşağılamıştır.
Kurulca bu sonuca varılırken, sadece bu cümleye dayanılarak değerlendirme yapılmamış, (...) yazıların birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş, ayrıca Ermeni kökenli bir Türk vatandaşı olan sanığın, tarihi olaylara bakış açısı, katılınmamakla birlikte ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiştir."
CGK gibi üst derecede bir yargı kurulunun, önüne gelen ve karar verdiği bir uyuşmazlıkta, yargılanan kişinin tarihi olaylara bakış açısına katılmadığını (ya da katıldığını) belirtmesinin, yargıcın öznel yansızlığı (kendi düşünce ve inançlarına karşı dahi tarafsız ve bağımsız olması, yargılama faaliyetinin tüm aşamalarında konuyla ilgili kendi duygu ve düşüncelerinden arınması) ilkesini gölgelediğini, bu nedenle kararda yer alan ''katılınmamakla birlikte'' ifadesinin talihsiz bir ifade olduğunu belirtmek isteriz.
Bununla birlikte, biz kararı, ''Türkler, 1915'te Ermenilere soykırım yapmıştır'' savını ifade etmenin, sadece bu soyut ifade şekliyle ''Türklüğü aşağılama'' olarak değerlendirilemeyeceği ya da en azından ifade özgürlüğü kapsamında kalacağı şeklinde anlıyoruz.
Bu kararla açıklığa kavuşturulmaya çalışılan önemli konulardan birisi de, bir yandan demokratik bir toplumda olmazsa olmaz sayılan ifade özgürlüğünün korunması; diğer yandan millete ait ortak değerlerin korunmasının birlikte nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğidir. Bazı durumlarda, hukuk düzeninin koruduğu iki ayrı değer, birbiriyle çatışma noktasına gelir. Çağdaş hukuk anlayışında önemli olan, bu iki değerin biri için öteki feda edilmeksizin bir arada yaşatılabilmesidir. Bunun için de değerler sıralaması gündeme gelir. Öncelikle, çatışma içinde görünen ve her ikisi de hukuk düzenince koruma altına alınan değerlerin, gereken sorumluluk içinde kullanılıp kullanılmadığına bakılır. Buna karşın çatışma görüntüsü devam ediyorsa, daha üstün nitelikte kabul edilen değere öncelik verilir. Karara konu olan olayda, CGK ifade özgürlüğünün aşıldığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Oysa, karara muhalif kalan yargıçların görüşleri doğrultusunda kullanılan sözcükler ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilseydi, demokratik bir toplumda üstün nitelikte bir hak ve özgürlük olarak kabul edilen ifade özgürlüğüne öncelik verilecek, eylemin hukuka uygun olarak kabul edilmesi gerekecekti.
Türklük kavramı neyi ifade ediyor?
TCK'nin 301. maddesinin gerekçesinde Türklük kavramı; ''Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar'' şeklinde açıklanmıştır.
Yasa koyucunun bu madde ile neyi korumak istediği, maksadının ne olduğu açıktır. Türklük kavramı ile, anayasada hukuki bağlamdaki ''Türk'' tanımının ötesinde tarihi, kültürel ve sosyolojik açıdan bir ırk, soy olarak -dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar- Türk kökenliler kastedilmiştir.
Nitekim, bu gerekçe 1997 tarihli TCK öntasarısından aynen alınmış olup, adı geçen tasarıda madde ''Türklüğü tahkir ve tezyif'' ile ''Türk milletini tahkir ve tezyifi'' ayrı ayrı kavramlar olarak ele alıyor ve ayrı ayrı suç unsuru olarak düzenliyordu. Yasa koyucunun bu iradesi, kanunun metnini yorumlarken yargı açısından yardımcı olacak bir irade açıklamasıdır. Buna karşın, yargının yalnızca bu iradeyi esas alarak yorum yapmayacağı, yorumda başkaca kaynaklardan ve araçlardan da faydalanacağı genel olarak kabul gören evrensel bir anlayıştır. Nitekim, 301. maddenin gerekçesinde Türklük ile kastedilenin Türk ırkına, soyuna ait ortak varlıkların tümü olduğu açık olarak belirtilmesine karşın, CGK kararında, bu kavramla Türk milletinin kastedildiği belirtilmektedir.
Yargıyı, yasa koyucunun açık iradesinin tersine, bu kavramla ''Türk milleti kastedilmektedir'' yorumuna zorlayan, hatta zorunlu kılan ise anayasa ve uluslararası sözleşmelerde yer alan ''eşitlik'' ilkesidir. Yargı, bu maddedeki düzenlemeyi anayasanın, ''Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar'' diyen 10. maddesi ile
''Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz'' diyen 11. maddesi çerçevesinde yorumlamıştır.
301. maddeden ''Türklüğü'' sözcüğü kaldırılırsa ne olur?
Türklüğü aşağılamak suç olmaktan çıkar mı?
Bu soruya sağlıklı bir yanıt vermek için TCK'nin 216/2. maddesini ve bu maddenin neyi koruduğunu dikkate almak gerekir. TCK'nin 216/2. maddesinde:
''Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır'' denilmektedir.
Buna göre, Türkiye'de yaşayan insanların oluşturduğu Türk milletinin, farklı etnik kökenden gelen (ister Türk, ister Kürt, ister Çerkez, ister olsun) bir kesimine yönelik aşağılayıcı her türlü eylem bu madde kapsamında değerlendirilecektir. Dolayısıyla, Türklüğü aşağılama suçunun da bu madde kapsamı içinde değerlendirilmesi mümkündür. Sorun diğer ırk, soy, etnik kökenden gelen yurttaşlardan farklı olarak Türk etnik kökeninden olan yurttaşlara yönelik 'aşağılama' eyleminin ayrıca bir madde ile düzenlenmiş olmasıdır. Sorunun çözümü basittir: TCK'nin 301. maddesindeki ''Türklüğü'' sözcüğünün kaldırılması. Bu değişikliğin gerekçesi olarak, ayrım gözetmeksizin, bu ülkede yaşayan ve bu ülkeye yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, korunması gereken ortak değerlerinin TCK'nin 216. maddesi ile güvence altına alındığının belirtilmesidir. CUMHURİYET
1 CGK 2006/9-169 Esas, 2006/184 Karar sayılı ve 11. 07.2006 tarihli kararı
Düşünce ve kanaatler
Turgut Tarhanlı /RADİKAL
İfade özgürlüğü, Anayasa'nın 26. maddesinde yer alır.
Bu maddenin ilk cümlesindeki hüküm şöyle: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama
ve yayma hakkına sahiptir."
Ama bildiğiniz gibi, bu hükümde yer verilen biçimiyle düşünce ve kanaatleri açıklama ve yayma hakkının kullanılması konusunda epey sorun var. Bu sorunların, gerçekten bu maddede belirtilen sınırlandırma nedenleriyle ilgili olup olmadığı çok tartışmalı ve eleştirilere açık bir konu. Ve bu tartışma hâlâ sürmekte.
Söz, yazı, resim veya başka yollarla düşünce ve kanaatleri açıklamak, çok doğal bulunabilir. Nitekim, her gün, buna ilişkin binlerce örnek göstermek mümkün. Ama bunun bir demokrasi bakımından asıl önemi, kulağa pek hoş gelmeyen, duyulması istenmeyen veya benimsenmemiş bazı düşünce ve kanaatlerle karşılaşıldığında belirginleşmeye başlıyor. Bu rahatsızlığın nedeni, insanlar arasındaki ilişkilerde nezaket kurallarının zorlanması değil, bu çok anlaşılabilir bir tutum olurdu. Durum bundan farklı ve asıl siyasi konularla ilgili. Düşünce ve kanaatlerin, güç veya iktidar karşısında bir eleştiri biçiminde ortaya konulması veya böyle bir algı tartışma konusu oluyor.
Bu, sadece marjinal siyasi gruplar için değil, siyasilerimiz ve devletin farklı aygıtları bakımından da söz konusu olan bir durum. Hatta, "Bu ifade özgürlüğü, sadece siyasilere karşı, 'vurun abalıya' türünden bir özgürlük müdür?" gibi beyanlar duyulabiliyor. Belki, bu da bir ifade özgürlüğü olarak mütalaa edilebilir. Ama o sözlerin sahipleri, aynı zamanda bir siyasi güce de sahipse, bunu sadece bir özgürlük kavramı içinde düşünmek, fazla naif bir yorum olur.
Siyasilerin veya devlet aygıtlarının farklı katlarında görev yapan kişilerin görüşleri veya icraatı nedeniyle eleştirilmesi, kınanması, zaten o rejim ancak bir demokrasiyse mümkün olur. Bu yüzdendir ki, bu konumda bulunan kişilerin, başkalarının ifade özgürlüğünün hedefi olması, sıradan insanlara oranla daha kolay karşılanması gereken bir durum. İşin doğası bunu gerektiriyor. Sürekli göz önünde olmak veya işlemleri ya da eylemleri büyük kitleler üzerinde etkili olacak kararlar alma gücüne sahip olmak, bunun doğal sonucu.
Devletin farklı aygıtlarında görev ve yetkiler kullanan kişilerin beyanlarına tekrar dönmek gerekirse. Aslında, bu makamlarda bulunan kişilerin, sadece bu makamlarda bulunuyor olmaları nedeniyle her düşündüğünü kamuya iletmesi gibi bir uygulama, zaten bir demokrasi için söz konusu olamaz. Yetki ve görev sınırları içinde ve bunun kullanılmasına ilişkin önceden belirlenmiş belli usullere uyularak yapılan beyanlar, ifade özgürlüğünün değil fakat o görevin gerekleri içinde olağan kabul edilir. Bu nedenle, bunların, bireysel görüş açıklamaları değil, kendilerine tanınan kamusal yetkilerin bir sonucu olduğu düşünülmeli. Bu kamusal yetkilerin kapsam ve çerçevesi de, yine hukukça belirlenir ve bunun indi yorumlara müsait olması, bir demokraside söz konusu dahi olamaz.
Neden mi? Çünkü, öncelikle Anayasa bunu öngörüyor da ondan. Anayasa'nın 6. maddesi, "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz" der. Ya bu hükmün aksine, böyle bir 'yetki' kullanılırsa ya da kullanılmaya çalışılırsa ne olur? Bu, devlet aygıtlarının işleyişi veya toplumsal ilişkiler bakımından, hukukun değil gücün belirleyici olacağı bir durumdur. Anayasa ve hukuk kuralları, şu veya bu anlamda bir gücün belirleyici olduğu yönünde yorumlara da kapalıdır. Aksi halde, sadece yazılı hukukun değil, ama bir demokrasinin kalbi sayılacak meşruiyet ilkesinin de feda edilmesi, işten bile değil.
Hukuk devleti olduğuna, Anayasası'nın, değiştirilemez ve hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez hükümleri arasında yer vermiş bir ülkede, bireysel olduğu kadar, kamusal beyanların da ancak herkes Murat Belgeiçin bağlayıcı olan bu hukuk dairesinde bir anlamı ve etkisi var.
Emeklilere şok vergi geliyor
Bir süre önce Meclis’e sevk edilen İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı ile emekliye şok bir sürpriz getiriliyor. Emeklilere sağlanan sıfır oranlı emlak vergisi avantajı, 2007 yılından itibaren kaldırılıyor.
Şükrü Kızılot'un yazısı
Emeklilere şok vergi geliyor
Emeklilere emlak vergisi şoku!...
HEM de ne şok!..
Emlak Vergisinden dolayı, arka arkaya gelecek çok sayıda şok var.
Savaşı kaybeden komutanı çağırıp sormuşlar;
- Savaşı niçin kaybettiniz?
- Savaşı kaybetmemizin 40 nedeni var...
- Sayın bakalım neymiş?
- Birincisi, barutumuz yoktu. İkincisi...
- Tamam, kalan 39’una gerek yok. Mesele anlaşılmıştır!..
EMEKLİLERE VERGİ GELİYOR
Emekliye emlak vergisi şoku da tıpkı fıkradaki gibi. Çok sayıda sevimsiz sürpriz var demiştik.
Birincisi, tek konutu olan emekliler, 2007 yılından itibaren emlak vergisi ödeyecekler!..
Fıkradaki gibi. Tamam diğerlerine gerek yok. Bu yeter diyeceksiniz ama biz yine de önemli olanları açıklayalım.
Yürürlükteki mevzuata göre; Türkiye sınırları içinde bir konutu olan ve emekli aylığı dışında başka bir geliri bulunmayan emekli, brüt alanı 200 m2’yi aşmayan konutu için, emlak vergisi ödemiyor (Emlak Vergisi K. Md. 8/2). Bir süre önce Meclis’e sevk edilen İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı ile emekliye şok bir sürpriz getiriliyor.
Bu tasarı ile bir konutu olan emeklilere sağlanan sıfır oranlı emlak vergisi avantajı, 2007 yılından itibaren kaldırılıyor. Böyle olunca, tek konutu olan emeklilerin de 2007 yılından itibaren emlak vergisi ödemeleri gerekiyor (Md. 7/3).
ÖZÜRLÜLERE DE VERGİ GELİYOR
İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanun Tasarısı yasalaştığında, 200 m2’yi aşmayan tek konuta sahip özürlülere sağlanan sıfır oranlı emlak vergisi avantajı yani emlak vergisi ödememe avantajı da kaldırılıyor.
Özürlülere 5738 sayılı Yasa ile getirilen ve 7.7.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren sıfır oranlı emlak vergisi avantajı kalktığında, özürlüler de tek konutları için emlak vergisi ödeyecekler.
KATLAMALI VERGİ VE KATKI PAYI
Meclis’teki tasarının sekizinci maddesi ile de; konutların emlak vergisi oranı yüzde 50 artırılıyor. Konutların, şu anda binde 1 olan emlak vergisi oranı, yüzde 50 zam sonucu binde 1,5 olacak. Büyükşehir Belediyesi (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana vs.) sınırları içinde olan konutların, binde 2 olan emlak vergisi oranı da yüzde 50 zam sonucu, binde 3 olacak.
Bitmedi, bir de Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı var.
Emekliler, ödeyecekleri emlak vergisinin, yüzde 10’u kadar da katkı payı ödeyecekler. 2007’de emlak vergisi oranı yüzde 50 artacağına göre, hem emlak vergisi hem de katkı payı yüzde 50 artacak.
Özet olarak, yıllardır hiç emlak vergisi ödemeyen emekliler, tasarı aynen yasalaşırsa, 2007’den itibaren, üstelik yüzde 50 zamlı emlak vergisi ve katkı payı ödeyecekler.
PARK, METRO RAYLI SİSTEM
Emeklinin, evinin bulunduğu belediye ve mücavir alan sınırları içinde yol, park, metro, raylı sistem yapılması durumunda, evlerinin değeri yeniden değerleme oranında artırılacak (Md. 18/g ve 16/2).
Başka bir anlatımla, emeklilerden park, metro ve raylı sistem yapımı nedeniyle, ek vergi alınacak.
İŞSİZLER VE EV HANIMLARI
Tasarıda, hiçbir geliri olmayan işsiz vatandaşlar ve ev hanımları ile gaziler ve şehitlerin, dul ve yetimlerinin, brüt 150 metrekareyi geçmeyen mülkiyet veya intifa hakkına sahip oldukları tek konutları için, bina vergisi alınmayacak (Md. 7/3).
Milyonlarca emekliyi ilgilendiren, tek konutla ilgili düzenlemenin, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, gözden geçirilip, düzeltilmesinde yarar var...
Hürriyet
Yargı ve seçkinler
Murat Belge
Bir toplumda siyaset kızışır ve sertleşirse, bu durum olduğu gibi hukuk düzeyine de yansır. Türkiye'de özellikle AKP iktidarı günlerinin başlamasından itibaren siyaset kızıştı ve sertleşti (şu günlerde, çeşitli komutan demeçleriyle bu alanda yeni doruklara ulaştık; ama bu konuya ileriki günlerde değineceğim). Dolayısıyla, politik kavga kendini hukuk alanında da hissettiriyor. Ama bu hissettirme biçiminin çok 'hukuki' olduğunu söylemek mümkün değil.
Hukukun siyasete, siyasetin hukuka müdahalelerinin birçok biçimi var ama ben burada öncelikle ikisini söz konusu etmek istiyorum.
Bunların birincisi çok kişinin de yazdığı, yazmak zorunda kaldığı, çoğu 301. madde çevresinde ortaya çıkan ve gene çoğu Hukukçular Derneği tarafından başlatılan (ama öyle olmayan, inisiyatifi savcıların aldığı örnekler de var) yeni biçim. Özellikle Dernek bu eylemleriyle, varolan hukuku ülkedeki muhalefet ya da liberal-demokratik düşünce üzerinde terör estirme aracı olarak kullanmayı hedefliyor. Burada hükümet ve yetkili makamlar "Olsun. Ceza alan yok ya" diye, mantığa sığdırması güç bir tavırla kendi eserleri olan 301. maddeyi savunmaya çalışıyorlar. Oysa dava açılması ya da sadece sorgu için çağırılmak, başlı başına bir mağduriyet biçimi ve 'yıldırma politikası'nın bir parçası. Ya bu madde tez elden kaldırılmalı ya da Adalet Bakanlığı makamını dolduran zat bizlere 'sabır' tavsiye edecek yerde savcılarını uyararak bu işe bir son vermeli.
Sözünü ettiğim ikinci biçim, bu Dernek 'saldırısı'na pek benzemiyor. Yargının, en genel söyleyişle 'müesses nizam'ı koruması biçiminde tezahür ediyor.
'Müesses nizam' bir yanıyla elle tutulmaz, görece soyut bir 'sistem'dir; bir yandan o 'sistem'in içinde yer ve işlev alan, onu çalıştıran 'kişi'lerdir. Çok zaman -ve bu değindiğim davalarda- zaten bu
iki şey iç içe geçiyor.
Pazar günkü yazımda Yargıtay'dan, Doğramacı'yla ilgili çıkan karardan söz etmiştim. Orada değindiğim, imzasız 'tehditname'yi yollayanlar 'seçkin'lerin 'yargı'nın yerine geçemeyeceğini söylüyorlardı. Bu bir 'La Palisse' gerçeği. Ama tartışmanın düzeyi bu olacaksa ben de bir 'La Palisse gerçeği' söyleyeyim: Yargı, seçkin bilgi ve ölçülerle çelişen kararlar veriyorsa, bu kendi için de, bu gibi şeylerin olduğu toplum için de iyi sonuç vermez.
Ben üniversite hayatında yer alan biriyim. Gerek öğrencileri, gerekse yaşlı ve genç meslektaşlarım arasında, 'intihal' denilen olay karşısında, evrensel ölçülerle ters düşmeyecek bir tutumum olması gerekiyor.
Peki, bu tutumuma, Yargıtay'dan çıkan, Doğramacı'yla ilgili kararı mı temel alacağım? Bunu yaptığım zaman, 'akademik dürüstlük' dediğimiz şeyin sınırlarını nerede ve nasıl çizeceğiz? Bu konuda pusulanın böylesine kaybedilmesi, bu toplumun geleceği için yarar mı sağlar?
| Basında Yargı Haberleri ... |
| Canım Babam Hasan ÖZDERİN ’in Aziz Hatırasına, ( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...) |
| OZDERIN,M. |
| msn: ozderin@hotmail.com |